ISSN : 2147 - 0758 Kocaeli Med J
Kocaeli Tıp Dergisi - Kocaeli Med J: 1 (2)
Cilt: 1  Sayı: 2 - 2012
1.
Kocaeli Tıp Dergisi
Medical Journal of Kocaeli

Sayfa I

ARAŞTIRMA MAKALESI
2.
Akut pankreatit ile ilgili klinik sonuçlarımız
Our clinical results of acute pancreatitis
Selim Yiğit Yıldız, Hamdi Taner Turgut, Zehra Boyacıoğlu, Ali Çiftçi, Mehmet Özyıldız, Faruk Gülümser, Bekir Eraldemir, Murat Coşkun, Musa İlgöz
Sayfalar 1 - 5
AMAÇ: Akut pankreatit otodijesyonla karakterize inflamatuar bir patolojidir. Hastalık birçok olguda bilyer patolojilere ve alkolizme bağlıdır. Hastaların %80 kadarında hastalık hafif seyirli, %20 hastada ise komplikasyon ve mortalite ile sonuçlanabilecek ciddi formda seyreder. Bu çalışmada amaç kliniğimizde akut pankreatit nedeniyle tedavi gören hastalara ait verileri irdeleyerek sonuçlarımızı ortaya koymaktır
YÖNTEMLER: Çalışmamızda akut pankreatit nedeniyle kliniğimizde takip ve tedavi edilmiş 54 hastaya ait veriler prospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların tümü öncelikle medikal tedavi altına alınmış, tedavileri klinik bulgular, Ranson, APACHE II, Japon ve Balthazar kiterleri esas alınarak yönetilmiştir
BULGULAR: Hastalarda median yaş 63, K/E: 2.6 bulunmuştur. Olguların %67’si hafif seyirli iken, hastaların %33’de ciddi-ağır, %5.5’de ise nekrotizan pankreatit tespit edilmiştir. Bilyer taşlar hastaların %85 de etyolojik faktör olarak saptanmıştır. Tedavi altında 19 hastaya cerrahi prosedür uygulanmış olup 2 hastada pankreatik nekroz nedeniyle pankreatik debridmanda ek prosedür olarak uygulanmıştır. Geç komplikasyon olarak bir hastada panreatik apse gelişirken toplam 3 hasta mortal seyretmiştir.
SONUÇ: Hastalarımızda literatürle uyumlu olarak sıklıkla hafif-ödematöz seyir saptanmış olmasına rağmen ciddi-ağır pankreatit açısından sıkı takip uygulanmalıdır.. Ranson, APACHE II, Japon ve Balthazar kiterleri tedavinin yönetilmesinde önemli rol almaktadır. Özellikle ciddi-ağır seyirli panreatitlerde organ yetmezlikleri ve mortalite oranları bu kriterlerin klinikte efektif kullanımı ile önlenebilir.
OBJECTIVE: Acute pancreatitis that is chacterized with autodigestion, is an inflammatory pathology. Biliary diseases and alcholism is the reason in many patients. The disease is mild form in %80 cases, but in the remaining %20 the clinical presentation is severe and finalized with complications and mortality. The aim of the study was to evaluate the result of our patients who were treated in our clinic.
METHODS: Datas of 54 patients who were treated with acute pancreatitis, was evaluated prospectively. Medical treatment was implimented all the patients firstly and managements of disease in the light of clinical findings, APACHE II, Japanese and Balthazar assesment scores.
RESULTS: Median age of patients was 63 years and W/M: 2.6. The disease was mild form in 67%, the remaining 33% the clinical presentation is severe and necrotizing pancreatitis was determined %5.5 of patients. Gallstones are etiologic factors in 85% patients. Surgical treatment was applied in 19 patiens and pancreatic debridement was also implimented in 2 patients with pancreatic necrosis. In the course of disease 3 mortality and one late pancreatic abcess was happened.
CONCLUSION: Like the medical literature mild-oedematous course was detected in our patients frequently but close clinical follow-up is important in case of severe acute pancreatitis. Ranson, APACHE II, Japanese and Balthazar scores has important role in management of therapy. In the effective application of these assesments in clinics, organ insufficiency and mortality rates is reduced in severe pancreatitis

3.
Kronik Böbrek Hastalığı Kılavuzlarına göre Hemodializ Hastalarının Değerlendirilmesi: Tek Merkez Sonuçları
Assessment of Hemodialysis Patients According To Chronic Kidney Disease Guidelines: One Center’s Experience
Erkan Şengül, Sevim Dindar, Emine Binnetoğlu, Gökçen Selma Kılıç Halhallı, Fatih Bülün, Ayşen Elmas, Elmas Erbay, Arzu Turgut
Sayfalar 6 - 11
AMAÇ: Ünitemizdeki hemodializ hastalarının klinik ve laboratuar bulgularını KDOQI kılavuzları ve Türk Nefroloji Derneği kayıtlarına göre değerlendirmektir.
YÖNTEMLER: Çalışma 60 (30 kadın, 30 erkek) hemodializ hastasında yapıldı. Kan örnekleri, hafta ortası dializ seansı öncesi ve sonrasında alındı. Dializ yeterliliği, üre azalma oranı ve Kt/V ile değerlendirildi. Sistolik ve diastolik kan basıncı kaydedildi. İstatistiksel analizler SPSS 15.0 Windows versiyonu kullanılarak gerçekleştirildi.
BULGULAR: Kronik böbrek hastalığının en sık nedeni hipertansiyon (%45) olarak saptandı. Hastaların %83’ü haftada 3 kez dialize girmekte idi. En sık damar giriş yolu arteriovenöz fistül (%90) idi. Hastaların %66’sında Kt/V 1.4 ve üzerinde; üre azalma oranı hastaların %88’inde %65 ve üzerinde bulundu. Hastaların %32’de iki dializ arası kilo artışının %4.8’in üzerinde olduğu saptandı. Ortalama kan basıncı düzeyi 140/90 mmHg’nin altında bulundu. Hemoglobin düzeyi hastaların %72’sinde 11 gr/dl’nin üzerinde saptandı. Albumin düzeyi hastaların %80’inde 3.5 gr/dl’nin üzerinde idi. CRP düzeyinin (%60) artmış olduğu tespit edildi. Kalsiyum, fosfor ve CaxP ürünü kılavuzlarda önerilen düzeylerde iken, PTH düzeyi yüksek bulundu.
SONUÇ: Bu çalışma ünitemizdeki hastalarda volüm kontrolü, hiperparatiroidizm ve inflamasyon dışında, klavuzlarda önerilen hedeflere ulaşıldığını göstermektedir.
OBJECTIVE: The aim of this study to assess the clinical and laboratory findings of hemodialysis patients in our unit according to KDOQI guidelines and the registry of Turkish Society of Nephrology.
METHODS: This study was conducted in 60 (30 female, 30 male) hemodialysis patients. Blood samples were obtained before and after dialysis in midweek session. Dialysis adequacy was measured by urea reduction rate and Kt/V. Systolic and diastolic blood pressures were recorded. The statistical analysis was performed using SPSS version 15.0.
RESULTS: Hypertension is the most common seen etiology of chronic kidney disease (45%).
The number of hemodialysis session per week was three times for 83% of the patients. The most common route of vascular access was arteriovenous fistula (90%). Kt/V was equal or greater than 1.4 for 66% of patients; urea reduction rate was equal or greater than 65% for 88% of patients. The weight gain between two dialyses was more than 4.8% in 32% patients.
Mean blood pressure was lower than 140/90 mmHg. Hemoglobin level was more than 11 gr/dl in 72% of patients. Albumin level was over 3.5 g/dL in 80% of patients. CRP was increased in 60% of patients. Although the target levels for calcium, phosphorus, calcium x phosphorus product were reached, mean parathyroid hormone was higher than the target level.

CONCLUSION: This study showed that the target values suggested by guidelines, except for volume status, hyperparathyroidism, and inflammation, were reached in our patients.

4.
Girişimsel Vasküler Hasara Bağlı Yalancı Anevrizmalar Ve Cerrahi Tedavisi
False Aneurysms Due To Interventional Vascular Damage And Their Surgıcal Treatment
Mehmet Ali Kaygin, Özgür Dağ, Mutlu Şenocak, Hüsnü Kamil Limandal, Ümit Arslan, Adem Kıymaz, Ahmet Aydın, Bilgehan Erkut
Sayfalar 12 - 16
AMAÇ: Perkütan invaziv girişimleri günümüzde tanı ve tedavi amacıyla giderek artan sayıda yapılmaktadır. Bu girişim sonucu oluşan periferik vasküler yaralanmalara bağlı psödoanevrizmalar, iatronejik damar yaralanmaları arasında oldukça sık görülmektedir. Bu çalışmada kliniğimizde opere olan psödoanevrizmaların cerrahi tedavisi ve sonuçlarını incelemeyi amaçladık.
YÖNTEMLER: Kliniğimizde Haziran 2006-Eylül 2010 arasında vasküler komplikasyon gelişen ve bu sebeple opere edilen toplam 54 olgu literatür eşliğinde retrospektif olarak incelendi. Hastalarımızın % 96,3’ü obez, % 92,6’sı hipertansif ve % 52’si hasta diyabetikti. Behçet hastalığı 3 hastamızda mevcuttu. 1 hastamız dışında mortaliteye rastlanmadı. Cerrahi girişimler lokal, spinal ve genel anestezi eşliğinde gerçekleştirildi.
BULGULAR: Sonuç olarak psödoanevrizmaların gelişiminde çok değişik etkenlerin rol oynadığı görülmektedir. Uygun zamanda ve komplikasyon (rüptür, emboli, enfeksiyon gibi) gelişmeden yapılabilecek bir cerrahi müdahalenin morbidite ve mortalite oranlarını azaltacağı kanaatindeyiz.
SONUÇ: Sonuç olarak psödoanevrizmaların gelişiminde çok değişik etkenlerin rol oynadığı görülmektedir. Uygun zamanda ve komplikasyon (rüptür, emboli, enfeksiyon gibi) gelişmeden yapılabilecek bir cerrahi müdahalenin morbidite ve mortalite oranlarını azaltacağı kanaatindeyiz.
OBJECTIVE: In recent years, percutaneous procedures have become widely utilized for both diagnostic and interventional purposes. Pseudoaneurysms, secondary to vascular procedures, constitute a quite common complication of iatrogenic vascular injuries. In this study we aimed evaluate surgical repair of the pseudoaneurysm and effectiveness in our clinics.
METHODS: We present a review of our-single institution experience, between June 2006 and September 2010, a total 54 patients underwent operations for pseudoaneurysm. We performed a retrospective chart review of these patients. Overall, 96 % of the patients included in the study were obese, 93 % was hypertensive and 52 % were diabetics. In 3 of the patients, Behçet disease was diagnosed. There was no early mortality, except for one patient. Surgical procedures were performed under local, spinal and general anesthesia.
RESULTS: As a result, it is likely that many factors are involved in the development of the pseudoaneurysm. We believe that optimum reduction of pseudoaneurysm morbidity and mortality begins with surgical intervention at the appropriate time before the complications (rupture, emboli, and infection vs).
CONCLUSION: As a result, it is likely that many factors are involved in the development of the pseudoaneurysm. We believe that optimum reduction of pseudoaneurysm morbidity and mortality begins with surgical intervention at the appropriate time before the complications (rupture, emboli, and infection vs).

5.
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde açık kalp cerrahisi: İlk 174 olgunun değerlendirilmesi
Orhan Fındık, Yasin Ay, Ufuk Aydın, Alper Durmuş Görür, Mustafa Canikoğlu, Oğuz Omay, Cevdet Uğur Koçoğulları
Sayfalar 17 - 21
AMAÇ: Yeni kurulan Sağlık Bakanlığına bağlı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği ilk açık kalp sonuçlarını paylaşmak amacıyla yazımızı düzenledik.
YÖNTEMLER: Nisan 2010 tarihinde açık kalp cerrahisi merkezi olarak kurulan kliniğimizin ilk açık kalp sonuçları retrospektif olarak değerlendirildi. 122’si erkek(% 70.1) toplam 174 açık kalp ameliyatı olgusu dahil edildi. 8’i atan kalpte olmak üzere toplam145 hastaya koroner arter bypass greftleme, 3 hastaya mitral kapak replasmanı, 6 hastaya aort kapak replasmanı, 1 hastaya triküspid kapak onarımı, 2 hastaya aort ve mitral kapak replasmanı, 1 hastaya aort ve mitral kapak replasmanı, triküspid kapak onarımı ve koroner arter bypass greftleme, 1 hastaya koroner arter bypass greftleme ve mitral kapak replasmanı, 1 hastaya koroner arter bypass greftleme ve aort kapak replasmanı,1 hastaya koroner arter bypass greftleme ve mitral kapak onarımı, 1 hastaya sol atrial kitle eksizyonu, 3 hastaya asendan aorta replasmanı,1 hastaya mitral kapak replasmanı ve ablasyon, 8 hastaya atrial septal defekt onarımı yapıldı. Operasyonların yapılma süreci ve hastaların erken dönem sonuçları değerlendirildi.
BULGULAR: Opere olan hastaların 59’i euroscore skorlama(2) sistemine göre düşük risk(0-2 puan) grubunda, 85 ‘ü orta risk(3-5 puan) grubunda,30’u da yüksek risk(6 ve yukarısı) grubunda yer almaktaydı. Ortalama yoğun bakım kalış süresi 2.6 gün (1-20gün), ortalama hastane kalış süreleri 6.3 gün (4-14gün) Elektif operasyonlarda hastane mortalitesi 1 hasta ile % 0.5 idi. Morbidite oranlarımız kabul edilebilir düzeyde olmak üzere 2 hastada nörolojik defisit, 3 hastada kanama nedeniyle revizyon, 3 hastada sternum dehisensi nedeniyle sternum revizyonu olarak gerçekleşti. Operasyon sonrası atrial fibrilasyon 41 hastada olmak üzere %23.5 olarak gözlendi. Mediastinit, myokard enfarktüsü ve kalp bloğu gözlenmedi.
SONUÇ: Dünya standartlarını her alanda yakalayan kliniğimiz her türlü açık kalp ameliyatını gerçekleştirmekte günlük rütinde bunu devam ettirmektedir. Kliniğimizin oluşturulmasında emeği geçen başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere her türlü kurum ve kişilere teşekkürü bir borç biliyoruz.

6.
Kliniğimizde Gerçekleştirilen Laparoskopik Histerektomi Olgularının Klinik Özelliklerinin Değerlendirilmesi
Laparoscopic Hysterectomy Cases in our clinic Evaluation of Clinical Characteristics
Hasan Terzi, Ahmet Kale, Yıldız Altan Aydın
Sayfalar 22 - 25
AMAÇ: : Çalışmamızda total laparoskopik histerektomi olgularımızı sunmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: : Kasım 2011 ile Mart 2012 tarihleri arasında laparoskopik histerektomi uygulanan 20 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Ameliyat süresi, kan kaybı, komplikasyonlar gibi intraoperatif veriler ve hastanede kalış süresi değerlendirildi
BULGULAR: : En sık endikasyon myoma uteri ve menoraji idi. Ortalama operasyon süresi 95 dk (62-140) tespit edildi, iki vakada komplikasyon (bir mesane yaralanması ve bir bağırsak serozal yaralanma) oluştu. Preoperatif ve postoperatif hemoglobin değişimi 1.95 gr/dl, hastanede kalış süresi 3.7 gün. Beş hastaya transfüzyon yapıldı. Bir hastada laparotomiye geçildi.
SONUÇ: : Laparoskopik histerektominin cerrahi sonuçları daha tercih edilir olduğundan, açık histerektomiye alternatif bir yöntemdir.


OBJECTIVE: : The aim of our study is to present the total laparoscopic hysterectomy cases
METHODS: : Twenty patients who underwent laparoscopic hysterectomy from 2011 november to 2012 march were evaluated retrospectively. Intra-operative data such as operative time, estimated blood loss, complications, and hospital stay were analyzed
RESULTS: : Hysterectomies were performed mainly for myoma uteri and menorrhagie. Mean operation times were as 95 min (62-140min), two operative complications (one bladder injury and one intestinal serosal injury) occurred. Pre and postoperative hemoglobin level change was 1.95 gr/dl, duration of postoperative hospital stay 3.7 days. Five patients had blood transfusions. Laparoscopy were converted to laparotomy in one patient.
CONCLUSION: : Laparoscopic hysterectomy is a preferred alternative to open hysterectomy because it is associated with a more favorable surgical outcome.

OLGU SUNUMU
7.
İleri Yaşta Tanı Konulmuş Klippel Feil Sendromuna Eşlik Eden Pelvik Renal Ektopi
Pelvic Renal Ectopia Accompanying Klippel Feil Syndrome Diagnosed at a Later Age
Rabia Terzi, Bekir Voyvada, Hasan Terzi, Zahide Yılmaz
Sayfalar 26 - 30
Klippel feil sendromu (KFS) servikal somitlerin segmentasyonunda yetersizlik sonucu gelişen konjenital bir malformasyondur. Genellikle çocuk yaşlarda tanı konulabilmesine rağmen nadir olsa da ileri yaşlara kadar tanı gecikebilir. Bu sendromda diğer sistem anomalileri de beraber görülebilir.60 yaşında boyun ağrısı yakınmasıyla başvuran bayan olguda klippel feil sendromu tanısı konulmuş ve pelvik renal ektopi ile birlikteliği sunulmuştur. KFS çocukluk çağında olduğu kadar erişkin yaşlarda boyun ağrısı yakınması olan hastalarda akılda tutulmalı, KFS’ li hastalar ek anomaliler açısından araştırılmalıdır.
Klippel-feil syndrome (KFS) is a congenital malformation occurring as a result of the deficiency of the cervical somite segmentation. While it is mostly diagnosed in childhood, the diagnosis may be delayed to a later age, although rare. Other system abnormalities may be concomitantly observed in this syndrome. A female patient presenting with the complaint of neck pain at the age of 60 was diagnosed with Klippel-Feil syndrome and concomitant occurrence of pelvic renal ectopia was presented. The potential for KFS should be considered in adult patients with neck pain as well as patients in childhood, and patients with KFS should also be investigated for additional abnormalities.

8.
Mide Fundusunda Nadir Yerleşimli Gastrointestinal Stromal Tümörü: Olgu Sunumu
Gastrointestınal Stromal Tumor rare Localized In Gastric Fundus: A Case Report
Mustafa Şit, Fatih Kaya, Edip Erdal Yilmaz, Gülali Aktaş
Sayfalar 31 - 34
Gastrointestinal stromal tümörler özellikle midede görülen, interstisyel kajal hücrelerden köken alan mezenkimal tümörlerdir. İnguinal herni nedeniyle kliniğimize başvuran 78 yaşındaki erkek hastada anemi saptanması nedeniyle yapılan üst gis endoskopisinde mide fundusunda, yüzeyi ülsere ve kanamalı, yaklaşık 5x5 cm boyutlarında polipoid kitle izlendi. Alınan endoskopik biyopsi sonucu gastrointestinal stromal tümör olarak raporlandı. Batın tomografisinde mide fundusunda yerleşimli, yaklaşık 4x5 cm boyutunda kitle rapor edildi. Gastrotomi ve wedge rezeksiyon uygulanan hasta 5. günde sorunsuz olarak taburcu edildi.
Gastrointestinal stromal tumors are mesenchimal tumors that originate from interstitial kajal cells and usually located in the stomach. A 78 year old man admitted to our clinic with complaints of inguinal hernia. The upper endoscopy which we performed due to anemia, revealed an ulcerated and minimally bleeding polypoid mass with a size of 5x5 cm in fundus. Pathological examination of endoscopic biopsy demonstrated gastrointestinal stromal tumor. Abdominal computerized tomography showed a 4x5 cm mass in gastric fundus. We performed gastostomy and wedge resection. Patient discharged without complication in postoperative 5th day.

9.
Amonyak İnhalasyonu Sonucu Gelişen Akciğer Ödeminde Noninvaziv Mekanik Ventilasyon Uygulamamız
Noninvasive Mechanical Ventilation in Pulmonary Edema Developed After Inhalation of Ammonia
Erkan Bayram, Osman Esen, Elif Atar, Sinan Arslan, Sarpel Gürbüz, Canan Balcı
Sayfalar 35 - 38
Amonyak inhalasyonu sonrası görülen pulmoner komplikasyonlar sıklıkla katastrofik seyreder.Solunum yetmezliği gelişen bu hastalarda genel olarak uygulanan tedavi invaziv mekanik ventilasyondur.Ancak bu yöntem hem yoğun bakım ünitesinde yatış zamanının uzamasına hem de invaziv mekanik ventilasyonun kendine ait komplikasyonlarının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.
Bizim olgumuzda yüksek basınçlı amonyağa maruz kalan hastada da solunumsal komplikasyonlar ortaya çıktı.Ve hasta solunum desteğine ihtiyaç duydu.Biz,hastamızda çok da sık kullanılmayan noninvaziv mekanik ventilasyon uyguladık ve hastamızı yoğun bakım ünitesinden kısa sürede taburcu ettik.
Pulmonary complications caused after inhalation of ammonia are usually catastrophic.In general, this patients who goes under respiratory failure,method of treatment is invasive mechanical ventilation.But this method not only causes prolonged of stay in the intensive care unit,it also causes invasive mechanical ventilation own complications.
In our case report,respiratory complications occured in patient who exposed to high-pressure ammonia.And he needed the support of breathing.We have applied our patient noninvasive mechanical ventilation that is too frequently used and discharged from intensive care unit at a short time.

10.
Kronik sol ventrikül psödoanevrizmasının başarılı cerrahi tedavisi
Successful surgical treatment of a chronic pseudoaneurysm of the left ventricle
İbrahim Kara, Yasin Ay, Hüseyin Anasız, Tekin Yıldırım, Sinan Arsan
Sayfalar 39 - 42
İnferiyor myokard infarktüsünden 2 yıl sonra tanısı konulan ve cerrahi olarak başarıyla tedavi edilen, kronik sol ventrikül psödoanevrizmalı, 39 yaşındaki erkek hasta olgusunu sunmaktayız. Hasta efor anginası şikayeti ile kalp ve damar cerrahisi kliniğine başvurdu. Koroner anjyografide, sol ventrikül alt duvarında yaklaşık 5x5 cm çapında psödoanevrizma ve sağ koroner arterin tamamen tıkalı olduğu görüldü. Psödoanevrizmalara yüksek rüptür riskinden dolayı erken cerrahi müdahale tavsiye edilir. Hastaya cerrahi olarak sol ventrikül anevrizmektomi ve sağ koroner artere bypass problemsiz uygulandı. Hasta komplikasyonsuz olarak iyileşti ve ameliyat sonrası sekizinci gün taburcu edildi. İki yıldır problemsiz olarak takip ediliyor.
We report the case of an 39 year–old male patient, with choronic left ventricular pseudoaneurysm who is diagnosed two years after inferior myocardial infarction and treated successfully with surgery. The patient was admitted to the cardiovascular surgery unit for exertional angina. Coronary angiography showed that a pseudoaneurysm on the inferior wall of the left ventricle which is approximately 5x5 cm in diameters and total occlusion of right coronary artery. Surgical intervention is recommended because of higher the risk of rupture. Resection of pseudoaneurysm followed by a dacron patch suture and right coronary artery bypass graft were performed without complications. Early postoperative recovery was uneventful. He was discharged from hospital eight days after the intervention. Currently, two years after surgery, the patient remains asymptomatic.

11.
Spinal Anestezi Sonrası Gelişen Bilateral Subdural Hematom
Bilateral Subdural Hematoma After Spinal Anesthesia
Osman Esen, Canan Balcı, Elif Atar, Taner Küçükcerit, Ümit Ali Malçok, Duygu Akalın Oysu, Erkan Bayram
Sayfalar 43 - 46
İntrakraniyal subdural hematom, spinal anestezi sonrası nadir görülen ve tedavi edilmediğinde öldürücü olabilen ciddi bir komplikasyondur. Bu olguda elli yaşında kronik böbrek yetmezliği olan ve spinal anestezi altında trans üretral rezeksiyon- prostat operasyonu sonrasında bilateral intrakraniyal subdural hematom gelişen hastayı sunduk. Hasta postoperatif baş ağrısı şikâyetiyle geldi ve postspinal baş ağrısı olarak değerlendirilerek tedavisi düzenlendi. Uzamış ve analjeziklerle geçmeyen baş ağrısı subdural hematomu düşündürdü. Görüntüleme yöntemi ile tanı doğrulanarak hastaya acil dekompresyon uygulandı ve sekelsiz olarak taburcu edildi. Lomber ponksiyon yapılan, uzamış baş ağrısı olan ve kanama bozukluğuna sebep açabilecek yandaş hastalığı bulunan hastalar intrakraniyal subdural hematom açısından yakın takip edilmeli ve erken dönemde müdahalede bulunulmalıdır.
Intracranial subdural hematoma after spinal anesthesia is a rare and serious complication that can be fatal if untreated. In our case, a fifty-year-old patient with chronic renal failure underwent trans-urethral resection of prostrate with spinal anesthesia, complained of persistent and despite analgesic usage an insatiable headache. We suspected a subdural hematoma occurance and with cranial computerized tomography imaging the diagnosis was verified. Urgent decompression was applied and the patient was discharged uneventfully. In conclusion we should suspect a subdural hematoma occurance in patients especially with concomitant disease that could cause bleeding disorders, if they suffered a persistent headache after spinal anesthesia. Early intervention should be done to these patients.

DERLEME
12.
Çocuklarda Trakeobronşial Yabancı Cisim Aspirasyonu
Tracheobronchial Foreign Body Aspiration in Children
Zekeriya İlçe
Sayfalar 47 - 54
Trakeobronşial sisteme yabancı cisim aspirasyonu ciddi sonuçlara ve bazen de morbidite ve mortaliteye neden olan çoğu zaman tanısı zor bir durumdur. Bu nedenle bazen astma veya tekrarlayan akciğer enfeksiyonu nedeni ile tedavi edilir, bu da tanının gecikmesine ve granülom oluşmasına neden olur. Yabancı cisim aspirasyonu 1 yaş altında daha nadir olmakla birlikte genellike 3 yaş altındaki çocuklarda görülür. Yabancı cisimler genellikle sağ bronş ve dallarına kaçarken her iki bronşa da kaçabilir. Sıklıkla ayçiçek kabuğu, fındık, fıstık, oyuncak parçaları aspire edilir. Yabancı cisim aspirasyonu olan çocuklarda fizik muayene ve radyolojik görüntüleme normal olabilir. Bu nedenle yabancı cisim aspirasyonu şüpheli çocuklar, bronkoskopi yapılmak üzere uygun merkeze gönderilmelidir. Bu çocuklarda genellikle rastlanan fizik muayene bulguları öksürük ve tutulan akciğerde solunum seslerinin azalmasıdır. Yabancı cisim aspirasyonu tedavi edilmezse ciddi sekel, tekrarlayan akciğer enfeksiyonu ve ölüme neden olabilir, bu nedenle erken tanı ve tedavi önemlidir.
The aspiration of foreign bodies into airways can be a very serious event, sometimes resulting in morbidity and mortality outcomes. But Foreign body aspiration is difficult to diagnose in children. Misdiagnosis as asthma and respiratory infection can delay treatment and result in intrabronchial granuloma. In the majority of caes, the problem of the aspiration of a foreign body into the respiratory system affects children of 1-3 years old and it is less common new-born babies and school children. The common site of foreignbody in patients’ often occure right bronchus but sometimes two bronchuses are affeceted. Mostoften sunflowers seeds and shell, nutshell, pins, plastic material, pen caps are aspirated. Furthermore, bronchoscopy must be performed in suspected cases even with normal physical examination and imaging findings. Foreign body aspiration is strong enough based on clinical evaluation and chest radiography, so that the child is referred to bronchoscopy under general anesthesia further imaging. The most common symptoms and signs are choking and unilateral decreased breath sounds. Foreign body aspiration may result either in airway compromise and death or in serious seguels such as recurrent pulmonary infections, atelectasis, or bronchiectasis so that promt diagnosis and removel of the foreign body is mandatory.

LookUs & Online Makale