ISSN : 2147 - 0758 Kocaeli Med J
Kocaeli Tıp Dergisi - Kocaeli Med J: 3 (2)
Cilt: 3  Sayı: 2 - 2014
ARAŞTIRMA MAKALESI
1.
Griggs Tekniği İle Açılan Perkütan Trakeostomi Deneyimlerimiz: 38 Olgu
Our Experience İn Percutaneous Tracheostomy Which Performed By GRIGGS Method: 38 Cases
Sema Öncül, Mehmet Yılmaz, Elif Atar Gaygusuz, Duygu Akalın Oysu, Osman Esen, Tahsin Şimşek, Mehmet Hamdi Aytekin, Hilal Doğan Alcal, Başol Bay
Sayfalar 1 - 4
AMAÇ: Bu çalışmada yoğun bakım ünitemizde Griggs tekniği ile gerçekleştirdiğimiz perkütan dilatasyonel trakeostomi (PDT) uygulamalarımızı sunmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Griggs tekniği ile PDT uygulanan 38 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, mekanik ventilasyon süresi, işlem süresi, erken komplikasyonlar (minör kanama, cerrahi kanama, subkutan amfizem, pnömotoraks, yanlış pasaj, hipoksi ve mortalite), yatış tanıları, yoğun bakım yatış süresi ve hastaneden çıkış durumu kaydedildi.
BULGULAR: İşlem süresi ortalama 10.26±3.7 dk olarak tespit edildi. PDT’ye bağlı erken komplikasyon olarak 2 (%5.2) hastada minör kanama, 1 (%2.6) hastada cerrahi kanama ve 1 (%2.6) hastada aritmi gelişti.
SONUÇ: PDT düşük komplikasyon oranına sahiptir ve yatak başı uygulamada yoğun bakımlarda güvenli olarak uygulanabilir.
OBJECTIVE: In this study we aimed to present our percutaneous dilatational tracheostomy (PDT) practices by using Grigg’s technique in our intensive care unit.
METHODS: The data of 38 patients who were performed PDT by using Griggs tecnique were analyzed retrospectively. Demographic data of patients, mechanic ventilation time, the procedure time, the early complications (minor bleeding, surgical bleeding, subcutaneous emphysema, pneumothorax, false passage, hypoxia and mortality), diagnosis of patients, intensive care unit stay time and the patient status at the hospital discharge were recorded.
RESULTS: The mean procedure time was 10.26±3.7 min. The early complications of the procedure were found as a minor bleeding in two patients (%5.2), surgical bleeding in one patient (%2.6) and arrhythmia in one patient (%2.6).
CONCLUSION: PDT has a low complication rate and can be applied safely in intensive care unit bedside practice.

2.
Semptomatik diz osteoartritinde vitamin D düzeyi: Klinik ve radyolojik parametrelerle ilişkisi
Vitamin D status in symptomatic knee osteoarthritis: Association with clinical and radiographical parameters
Tuba Guler, Yeşim Garip, Pelin Yıldırım, Rabia Terzi
Sayfalar 5 - 10
AMAÇ: 45-60 yaş arası kadınlarda D vitamini eksikliği ile diz osteoartriti arasındaki ilişkiyi belirlemeyi amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışmada diz osteoartritli 110 kadın hasta yer aldı. Hastalar vitamin D seviyesine göre iki gruba ayrıldı: 1. grup düşük D vitamini seviyesine sahip (< 20 ng/ml) 65 hasta ve 2. grup ise normal D vitamini seviyesine sahip (≥20 ng/ml) 45 hastayı içerdi. Osteoartritin şiddeti Kellgren-Lawrence (KL) derecelendirme skalası ile değerlendirildi. Ağrı, tutukluk ve fonksiyonel durum Western Ontario and McMasters Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile ölçüldü.
BULGULAR: Vitamin D eksikliği oranı % 59,09 idi. Ortalama vitamin D seviyesi 1. grupta 9,09 ±3,82; 2. grupta 27,84 ±6,42 idi. Vitamin D düzeyi 1. grupta anlamlı derecede düşüktü (p=0,00). K/L evre 1 (%28,89) ve K/L evre 2 (%64,44) sıklıkla grup 2’de daha fazla iken, evre 3 (%38,46) ve evre 4 (%15,38) grup 1’de fazla bulundu. 1. grup, 2. gruba göre anlamlı derecede yüksek radyografik evrelere sahipti (p=0,00). 1. gruptaki hastaların WOMAC skorları anlamlı derecede yüksekti (p=0,00). K/L skorları, VAS-ağrı ve WOMAC skorları ile korele bulundu (p=0,00). K/L skorları vücut kitle indeksi (VKİ) ile anlamlı korelasyon göstermedi (p=0, 82).
SONUÇ: Vitamin D eksikliği ağrı, tutukluk, fonksiyonel ve radyolojik durum açısından diz osteoartriti ile ilişkilidir.
OBJECTIVE: We aimed to examine the relationship between vitamin D deficiency and knee osteoarthritis in women aged 45-60.
METHODS: 110 female patients with knee osteoarthritis were included. Patients were divided into two groups according to vitamin D level: group 1 included 65 patients with low vitamin D (< 20 ng/ml), and group 2 included 45 patients with vitamin D in normal ranges (≥20 ng/ml). Severity of osteoarthritis was evaluated by Kellgren-Lawrence (KL). Pain, stiffness and functional status were measured by Western Ontario and McMasters Universities Osteoarthritis Index (WOMAC).
RESULTS: Rate of vitamin D deficiency was 59.09%. Mean vitamin D level was 9.09±3.82 in group 1 and 27.84±6.42 in group 2. Vitamin D was significantly lower in group 1 (p=0.00). K/L grade 1(28.89%) and 2(64.44%) were most frequently found in group 2, whereas grade 3(38.46%) and 4(15.38%) were found in group 1. Group1 had significantly higher radiographic grades than group 2 (p=0.00). Patients in group 1 scored significantly higher in WOMAC (p=0.00). K/L scores were correlated with VAS-pain and WOMAC scores (p=0.00). K/L scores showed no significant correlation with body mass index (BMI) (p=0.82).
CONCLUSION: Vitamin D deficiency is associated with knee OA in terms of pain, stiffness, functional and radiological status.

3.
Mitral Kapak Replasmanı Sonrasında Pulmoner Fonksiyonlarda Uzun Dönem Takipte Ortaya Çıkan Değişiklikler
Alterations Of Pulmonary Functions Occuring After Mitral Valve Replacement In Long-Term Follow-Up
Hakan Parlar, Özgür Barış, Ersan Özbudak, Şadan Yavuz, Muhip Kanko, Kamil Turan Berki
Sayfalar 11 - 15
AMAÇ: Bu çalışmada, mitral kapak hastalığı nedeni ile mitral kapak replasmanı uygulanmış hastalarda pulmoner fonksiyonlardaki değişikliklerin geri dönüşümlü olup olmadığını değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEMLER: Kliniğimizde Ocak 2008 ile Haziran 2011 tarihleri arasında mitral kapak replasmanı uyguladığımız 26 hasta değerlendirildi. Aort yetersizliği, koroner arter hastalığı, kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastalar çalışmaya alınmadı. hastaların demografik özellikleri, ekokardiyografi bulguları, spirometrik solunum fonksiyon test sonuçları kaydedildi. İstatistiksel analiz için SPSS for Windows 10.0 (statistical package for social sciences) programı kullanıldı.
BULGULAR: Çalışmaya alınan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. FVC, FEV1, FEV1/FVC, FEF 25-75 %, PEF değerleri pre ve postoperatif olarak karşılaştırıldı. p<0,001 değerini istatistiksel olarak anlamlı kabul ettik. Değerlendirmeye aldığımız tüm veriler istatistiksel olarak anlamlı idi.
SONUÇ: Mitral kapak hastalığına bağlı olarak ortaya çıkan pulmoner fonksiyonlardaki bozulmanın önemli bir kısmının geri dönüşlü olduğunu düşünmekteyiz.
OBJECTIVE: In this study, we aimed to evaluate the reversibility of the alterations of pulmonary functions in the group of patients who underwent mitral valve surgery due to mitral valve disease.
METHODS: In this study, 26 of patients were evaluated who underwent mitral valve replacement in our clinic between January 2008 and June 2011. The patients with aortic regurgitation, coronary artery disease, chronical obstructive lung disease were excluded. Patients’ demographic characteristics, echocardiographical findings and spirometrical pulmonary function test results were recorded. SPSS (statistical package for social sciences) for Windows 10.0 programme was used for statistical analysis.
RESULTS: Study group of patients were evaluated retrospectively. FVC, FEV1, FEV1/FVC, FEF 25-75 %, PEF values were compared pre and postoperatively. We considered p<0,001 as statistically significant. All measures we evaluated were statistically significant.
CONCLUSION: We concluded that the important part of the pulmonary dysfunctions due to mitral valve disease are reversible.

4.
Demir eksikliği anemisi nedeniyle takipli hastalarda endoskopi sonuçları
Endoscopic examination results in patients with iron deficiency anemia
Selçuk Yaylacı, Ahmet Bilal Genç, Ali Tamer, Hakan Cinemre, Mustafa İhsan Uslan
Sayfalar 16 - 19
AMAÇ: Gastrointestinal sistem hastalıkları demir esikliğinin önemli nedenlerinden biridir. Bu çalışmada demir eksikliği olan hastalarda gastrointestinal endoskopi bulguları tanımlanması amaçlandı.
YÖNTEMLER: Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Kliniğinde demir eksikliği anemisi tanısıyla takip edilen hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, üst ve alt endoskopik bulguları ve varsa biyopsi sonuçları kaydedildi. Veriler istatistiksel olarak analiz edildi.
BULGULAR: Çalışmamıza demir eksikliği anemisi nedeniyle takip edilen yaş ortalaması 63,8±17 (67 Erkek, 66 Kadın) toplam 133 hasta alındı. 129 (%96.9) hastaya üst gastrointestinal endoskopi, 63 (%47.3) hastaya alt gastrointestinal sistem endoskopisi yapıldı. 59 (%44.3) hastaya üst ve alt gastrointestinal sistem endoskopisi birlikte yapıldı. Üst GiS endoskopi yapılan hastaların %26,3’ ü normal değerlendirildi. Hastaların % 6,9’unda kanser, %10 olguda gastrik ülser tespit edildi. Endoskopik olarak mide kanseri saptanan hastaların tümü ve gastrik ülser tespit edilen 1 hastanın patoloji sonucu adenokarsinom olarak raporlandı. Alt GİS endoskopi yapılan hastaların %57.1’inde herhangi bir patolojiye rastlanmazken, %6,3 kolon kanseri ve %3,1 rektum kanseri tespit edildi. Her iki işlemin birlikte yapıldığı hastalarda %18.6 patoloji saptanmadı.
SONUÇ: Demir eksikliği gastrointestinal sistem patolojilerinin önemli bir bulgusudur. Üst ve alt gastrointestinal endoskopi bu bulguyu ortaya çıkaran nedenleri araştırrmada önemli ve gerekli tanısal yöntemlerdir.
OBJECTIVE: Gastrointestinal system diseases are one of the most significant cause of iron deficiency. Aim of this research is to define gastrointestinal endoscopy findings on iron deficiency anemia patients.
METHODS: At the internal medicine clinic of Sakarya University hospital; iron deficiency anemia patients retrospectively evaluated. Patients’ demographic data, upper and lower endoscopic findings and if available biopsy results have been recorded. All of data statistically analyzed.
RESULTS: 133 patients (67 men, 66 women) of iron deficiency anemia participated to our research. Average age was 63,8±17. Upper gastrointestinal endoscopy has been done to 129 (96.9%) patients and lower gastrointestinal endoscopy has been done to 63 (47.3%) patients. 26.3% of patients that upper gastrointestinal endoscopy applied, rated as normal. 6.9% of patients diagnosed with cancer and 10% of patients diagnosed with gastric ulcer. All gastric cancer patients and a gastric ulcer patient who endoscopic diagnosed was reported patologicaly as adenocarsinom. 57.1% of patients that lower gastrointestinal endoscopy applied, resulted as no traces of patalogy. Beside of this, 6.3% diagnosed with colon canser, 3.1% diagnosed with rectum canser. Upper and lower gastrointestinal system endoscopy were done together to 59 (44,3%) patients. Any pathology wasn’t traced on %18,6 of the patients who the both procedure were done.
CONCLUSION: Iron deficiency is substantial symptom of gastrointestinal tract disease. Upper and lower gastrointestinal endoscopy is essential for research and diagnose of those patients.

OLGU SUNUMU
5.
Subklavian Arter Trombozu
Subclavian Artery Thrombosis
Özgür Dikme, Özlem Dikme, Hakan Topaçoğlu
Sayfalar 20 - 23
Giriş: Subklavian arter trombozu damar içindeki kan akımının aniden kesilmesi durumudur. Tromboz akut ya da kronik olabilir. Subklavian stenoz insidansı popülasyonda genel olarak %3-4 arasındadır. Bu durumun en sık nedeni aterosklerozdur. Kimi otörler üst ekstremite arteryel hastalığını el ve kol semptomlarına yol açmasından çok belirgin nörolojik ve kardiyak sekelle ilişkili olabileceği için önemli olarak değerlendirmektedir.
Olgu: Bu vakada sol kolundan tansiyon ölçemediği için acil servise başvuran 64 yaşında bir erkek hastayı sunduk. Hastaya Subklavian arter trombozu tanısı konulmuş ve trombektomi yapılmıştır.
Acil servise sersemlik, vertigo, senkop, ataksi, bulantı, kolda ağrı ve güçsüzlük, kolda soğukluk veya duyu kaybı ile başvuran tüm hastalarda subklavian arter trombozu ayırıcı tanıda mutlaka akılda tutulmalıdır.
Introduction: Subclavian artery thrombosis is a condition in which the blood flow through the vessel is suddenly obstructed. Thrombosis may be acute or chronic. The incidence of subcla¬vian stenosis in the general population ranges from 3% to 4%. Atherosclerosis is the most common cause of this condition. Few practitioners consider the importance of upper extremity arterial disease; which, besides causing hand and arm symptoms, can be associated with significant neurologic and cardiac sequelae.
Case Report: We describe a 64 year old male patient who admitted emergency department while he couldn't measure blood pressure from the left arm. Subclavian artery thrombosis was diagnosed and he was treated with thrombectomy.
Conclusion: In the emergency department, light-headedness, vertigo, syncope, ataxia, nausea, arm pain and weakness, coldness or loss of sensation in the arm for all patients with subclavian artery thrombosis should be considered in the differential diagnosis.

6.
Dyke-Davidoff-Masson Sendromu: Olgu sunumu
Dyke-Davidoff-Masson Syndrome: A Case Report
Mehtap Çavuşoğlu, Semra Duran, Eda Elverici, Enis Yüksel
Sayfalar 24 - 26
Dyke-Davidoff-Masson sendromu (DDMS), dirençli konvülziyon, serebral hemiatrofi, fasial asimetri, hemipleji veya hemiparezi, mental retardasyon, paranazal sinüslerde aşırı genişleme ve havalanma artışı, tek taraflı kafatası kalınlaşması ile karakterize bir sendromdur. İlk kez 1933 yılında Dyke ve arkadaşları tarafından tanımlanan bu sendrom, konjenital ve kazanılmış birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu olgu bildirisinde, DDMS tanısı almış ve epilepsi nedeniyle takip edilen, 36 yaşında mental retarde kadın hastanın tanısal kranial magnetik rezonans görüntüleme bulgularını sunmayı amaçladık.
Dyke-Davidoff-Masson syndrome is characterized with drug resistant epileptic seizures, cerebral hemiatrophy, facial asymmetry, contralateral hemiplegia or hemiparesis, mental retardation, unilateral thickening of the skull, extensive widening of paranasal sinuses and increase in air levels. The syndrome was first described in 1933 by Dyke et al. and both congenital and acquired factors are involved in the etiology. In this case report, we aimed to present the diagnostic magnetic resonance imaging findings of a 36-year-old mentally retarded female patient with Dyke-Davidoff-Masson syndrome.

DERLEME
7.
Pediatrik Ses Bozuklukları ve Ses Terapisinin Etkililiği
Pediatric Voice Disorders and The Effectiveness Of Voice Therapy
Elçin Tadihan Özkan, Erhan Demirhan
Sayfalar 27 - 33
Pek çok farklı nedene bağlı olarak gelişen ses bozuklukları iletişim bozukluğuna yol açabilmektedir. Çocukluk dönemindeki iletişim bozuklukları ise sosyal, akademik ve kişisel faaliyetleri olumsuz bir şekilde etkileyerek çocukların gelişimlerinde birtakım aksaklıklara neden olabilir. Bu sebeple çocukluk dönemindeki ses bozukluklarının en etkin şekilde tedavisi son derece önemlidir. Ses bozukluklarında cerrahi müdahalenin çok az düşünüldüğü bu dönemde ses terapisi ses bozukluklarının tedavisinde son derece etkili bir tedavi yöntemidir.
Voice disorders induced by many different causes can lead to communication disorders. Communication disorders in childhood can affect the social, academic and personal development of the children in a negative manner. For this reason, the most effective treatment of voice disorders in childhood is extremely important. Surgical intervention is not a common treatment in childhood voice disorders but voice therapy is an extremely effective treatment method.

8.
Subaraknoid Kanama Sonrası Erken Beyin Hasarı
Early Brain Injury After Subarachnoidal Hemorrhage
Murat Ulutaş, Haydar Sekmen, Mehmet Seçer, Soner Şahin
Sayfalar 34 - 42
Subaraknoid kanama,dünya nüfusu göz önüne alındığında en önemli morbidite ve mortalite nedenlerinden biridir.Geç komplikasyonların (tekrar kanama,hidrosefali,geç iskemik nörolojik defisit,elektrolit imbalansı) yönetimi,sonuçların daha iyi olmasını sağlayabilir.Fakat,serebral hemodinamiğin bozulması,vasküler-nöronal apopitoz gelişmesi,genetik faktörler gibi patofizyolojik süreçler, önlenemeyen erken heyin hasarına yol açmaktadır.Bu makalede,subaraknoid kanama sonrası serebral kan akımının önemi ve erken beyin hasarına yol açan patofizyolojik mekanizmalar özetlenmiştir.
Subarachnoidal hemorrhage is one of the most important causes of mortality and morbidity among the world’s population. Management of late complications (including rebleeding, hydrocephaly, late ischemic neurological deficit, or electrolyte imbalance) can improve outcomes. However, pathophysiological processes, such as deterioration of cerebral hemodynamics, development of vascular-neuronal apoptosis, and genetic factors that occur with the hemorrhage, lead to early brain injury that cannot be prevented. In this review, the significance of the cerebral blood flow after subarachnoidal hemorrhage and pathophysiological mechanisms that lead to early brain injury are summarized.

EDITÖRE MEKTUP
9.
Editöre mektup: Kronik böbrek hastalarında ortalama trombosit hacmi ölçümü standardizasyona ihtiyaç gösterir
Cengiz Beyan, Esin Beyan
Sayfalar 43 - 44
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale