ISSN : 2147 - 0758 Kocaeli Med J
Kocaeli Tıp Dergisi - Kocaeli Med J: 3 (3)
Cilt: 3  Sayı: 3 - 2014
ARAŞTIRMA MAKALESI
1.
Hastanemizdeki sezaryen hızı ve endikasyon dağılımları ışığında Türkiye’de sezaryen ile doğuma genel bakış
Overview to cesarean birth in Turkey in accordance with cesarean rate and indications in our hospital
Hüseyin Aksoy, Sezin Özyurt, Ülkü Aksoy, Gökhan Açmaz, Özge İdem Karadağ, Mustafa Alparslan Babayiğit
Sayfalar 1 - 7
AMAÇ: Üçüncü basamak kadın hastalıkları ve doğum kliniğimizde 2013 yılı içerisindeki toplam vajinal doğum ile sezaryen doğum sayılarını karşılaştırdık ve sezaryen doğumlarındaki endikasyon dağılımlarını, sezaryen saatleri ve tercih edilen anestezi şekillerini belirleyerek WHO standartlarının neresinde olduğumuzu bulmayı hedefledik.
YÖNTEMLER: 2013 yılı içerisinde hastanemizde doğum yapmış 6765 hastadan sezaryenle doğum yapmış olan 2736 tane olgunun endikasyonları, uygulanan anestezi metodları ve operasyon saatleri retrospektif olarak tarandı.
BULGULAR: Bir yıl içerisindeki 6765 doğum olgusunun 4029'u (%60) vajinal doğum, 2736'sı (%40) sezaryen doğum idi. Sezaryen endikasyonları içinde ilk sırada geçirilmiş uterin cerrahi (%46), 2. sırada fetal distress (%16), 3. sırada ise baş-pelvis uyumsuzluğu (%11) tespit edildi. Olguların %89'una spinal anestezi uygulanırken sadece %11'inde genel anestezi tercih edilmişti.
SONUÇ: Hastanemiz üçüncü basamak referans bir hastane olmasına rağmen, sezaryen ile doğum oranlarımız (%40) Türkiye genelinin (%58,6) altındadır. Sezaryen endikasyonları içinde ilk sırada geçirilmiş uterin cerrahinin olması sezaryen oranlarını düşürmek için asıl çözümün primer sezaryen oranlarının düşürülmesi olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
OBJECTIVE: We compared the number of vaginal deliveries with cesarean section deliveries in 2013 in our tertiary care clinic and determined the rate of cesarean indications, lengths of operations, and anesthesia technique chosen for the cesarean deliveries to ascertain our fit within the WHO standards.
METHODS: We retrospectively evaluated 2736 patients whose babies were delivered by cesarean section out of a total of 6765 births. The indications for cesarean section, lengths of operations, and anesthesia methods were recorded.
RESULTS: Of the 6765 births, 4029 (60%) normal vaginal births and 2736 (40%) cesarean births occurred in the one-year period. The most common indication for cesarean delivery was previous uterine surgery (46%), followed by fetal distress (16%) and cephalo-pelvic disproportion (11%). Regional anesthesia was performed in 89% and general anesthesia was used in 11% of the cesarean births.
CONCLUSION: Although our hospital is a reference tertiary care clinic, our cesarean rate (40%) is lower than that in Turkey (58.6%). Most cesarean deliveries were indicated by previous uterine surgery, so a key way to reduce them is to decrease the number of primary cesarean deliveries.

2.
Elazığ İlinde Gençlerde Şiddete Başvurma Ya Da Maruz Kalma Sıklığı, Etkileyen Faktörler Ve Öfke İle İlişkisi
The Frequency Of Tendency For And Exposure To Vıolence Among The Young Populatıon In Elazıg Provınce, Its Factors And Relatıon To Anger
Murat Aygen, Yasemin Açık
Sayfalar 8 - 17
AMAÇ: Araştırma, Elazığ ilinde gençlerde şiddete başvurma ya da maruz kalma sıklığı, etkileyen faktörler ve öfke ile ilişkisini saptamak amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEMLER: Elazığ il merkezinde bulunan toplam 35 lisenin tümü araştırmanın kapsamına alınmıştır. Bu liselerde okuyan toplam 22480 öğrenci içerisinden 1463 kişi seçilmiş, cevaplılık oranı %99.2 olmuştur. Çalışmada; şiddete maruz kalma ve başvurma sıklığını ölçen soruların yanı sıra Spielberger tarafından geliştirilen Durumluk Sürekli Öfke İfadesi Envanteri kullanılmıştır.
BULGULAR: Çalışmaya alınan öğrencilerin yaş ortalaması 15.33±1,046 olup, %49.3’ü erkekti. %10.3’ü sigara, %6.5’i alkollü içki, %4.9’u bağımlılık yapıcı madde kullandığını, %9.0’ı delici-kesici alet taşıdığını ifade etti. Çalışmaya alınan öğrencilerin %12.2’si fiziksel, %20.7’si duygusal, %3.2’si cinsel şiddete halen maruz kaldıklarını belirttiler. Öğrencilerin %31.7’si fiziksel şiddet, %41.5’i duygusal şiddet % 20.6’sı cinsel şiddet uyguladıklarını ifade etti. Alkol ve bağımlılık yapıcı madde kullananların sürekli öfke, öfke iç ve öfke dış puanları kullanamayanlara göre yüksek saptandı (p<0.05). Halen fiziksel şiddete maruz kalanların sürekli öfke, öfke iç, öfke dış puanları maruz kalmayanlara göre yüksek iken (p<0.05), sözel ve cinsel şiddete maruz kalanlar açısından anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0.05).
SONUÇ: Elazığ ilindeki liselere devam eden öğrencilerin şiddete maruz kalma ve başvurma oranları oldukça yüksektti. Şiddete başvurma ile öfke puanları arasında pozitif ilişki söz konusudur.
OBJECTIVE: This study was carried out to determine the frequency of propensity for and exposure to violence among the young population in Elazig.
METHODS: 1463 subjects have been selected from 22480 students attending to these high schools,and the response correlation has been 99.2%.In the study, State-Trait Anger Scale developed by Spielberger has been used in addition to the questions measuring the frequency of stronging arm and being exposed to it.
RESULTS: The age-average of the subjects in the study was 15.33±1,046 and 49.3% of them were male.10.3% of them have confessed that they have been smoking,6.5% drinking alcohol, 4.9% taking drugs and 9.0% carrying stab.Of the subjects included in the study;12.2% have implied that they still have been exposed to physical,20.7% to sensual,3.2% to sexual violence. 31.7% of the subjects have expressed that they have commited physical violence, 41.5% sensual violence,20.6% sexual violence. While the permanent-anger, inner-anger,outer-anger points of the ones being exposed to the physical violence have been higher (p<0.05) than the ones not exposed,it has not been determined a significant correlation with respect to the ones being exposed to the verbal and sexual violence (p<0.05).
CONCLUSION: Consequently, the correlation of committing and being exposed to violence among the high school students in Elazıg is too high. A positive correlation is in question between the anger-points and committing the violence.

3.
İç hastalıkları polikliniğine başvuran varfarin kullanan hastalar ve etkin INR’ye ulaşma oranları
Patients taking warfarin who had visited an internal medicine clinic and success rate in achieving target INR.
Selçuk Yaylacı, Altuğ Ösken, Ercan Aydın, Ahmet Bilal Genç, Salih Şahinkuş, Yusuf Can, Mustafa Volkan Demir, İbrahim Kocayiğit, Ceyhun Varım
Sayfalar 18 - 21
AMAÇ: Çalışmamızda iç hastalıkları polikliniğinde takipli varfarin kullanan hastalarda demografik verilerin ve hedef INR düzeyine ulaşma oranına etki eden faktörlerin incelenmesi amaçlandı.
YÖNTEMLER: İç hastalıkları polikliniğine oral antikoagülan kullanımı nedeniyle başvuran hastalara hazırlanmış takip formu geriye dönük tarandı. Veriler istatistiki olarak analiz edildi.
BULGULAR: Çalışmaya oral antikoagülan kullanan 57 hasta dahil edildi. Yaş ortalaması 71±11 (kadın %59.6) idi. Hedeflenen INR düzeyine ulaşma oranı %52.6 (30 hasta) saptandı. Hastaların %91.2’si ilaç konusunda bilgilendirildiğini, %92.9’ unu ilacı düzenli aldığını, %82.4’ü düzenli INR kontrolü yaptırdığını, %54.3’ ü hedef INR değerini bildiğini, %71.9’u komplikasyonları bildiğini belirtti. Hedef INR düzeyinde ulaşmış olan hasta grubu ile ulaşamamış grup arasında incelenen parametrelerde istatistiki olarak anlamlı farklılık saptanmadı.
SONUÇ: Oral antikoagülan kullanan hastalarda hedef INR düzeyine ulaşma oranının düşüklüğü çalışmamızda da dikkati çekmektedir. Bu nedenle oral antikoagülan tedavi başlanan hastaların bilgi düzeylerinin arttırılması gerektiğini ve yeterli eğitime rağmen hedef INR tutturulamayan hastalarda, anti-koagülan tedavi olarak varfarin yerine yeni nesil oral anti-koagülan ilaçların kullanılabileceğini düşünüyoruz.
OBJECTIVE: In our study, the objective was to investigate the demographic data of patients taking Warfarin who had been followed up in an internal medicine clinic and to analyze the factors affecting the success in achieving the target INR.
METHODS: The follow-up forms, prepared for the patients taking anticoagulant therapy in internal medicine clinic, were screened retrospectively. The data were analyzed statistically.
RESULTS: In the study, 57 patients taking oral anticoagulant therapy were included. The mean age was 71±11 (59.6% was female). The success rate in achieving the target INR levels was found to be 52.6% (30 patients). Of the patients, 91.2% reported that they had been informed about the drugs, 92.9% was taking drugs regularly, 82.4% had regular INR controls, 54.3% knew the target INR range, and 71.9% was informed about the complications. No statistically significant difference was found between the parameters of patient groups who had reached the target INR and who hadn't.
CONCLUSION: In our study, the low success rates in reaching the target INR in patients taking oral anticoagulant agents was also noteworthy. Therefore, we suggest that the knowledge of patients taking an oral anticoagulant therapy should be increased, and we think that the new generation oral anticoagulant drugs can be administered, instead of Warfarin, to the patients who were unable to maintain the INR despite the adequate training.

4.
Benign ve malign tiroid nodüllerinin ayırıcı tanısında ultrason elastografinin rolü
Role of ultrasound elastography in the differential diagnosis of benign and malignant thyroid nodules
Gökhan Duygulu, Tülay Özer, Hakan Cebeci, Çağrı Tiryaki, Murat Coşkun, Ahmet Tuğrul Eruyar
Sayfalar 22 - 26
AMAÇ: Bu çalışmadaki amacımız, tiroid nodüllerinde benign-malign ayrımında US elastografinin katkısını araştırmaktır.
YÖNTEMLER: Kliniğimize tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) için refere edilen 52 hasta çalışmaya dahil edildi. 56 tiroid nodülü çalışmaya dahil edildi ve tüm nodüller B-mod ultrasonografi ve elastografi ile değerlendirildi.İİAB ve elastografi sonuçları karşılaştırıldı.Elastisite skorlaması 1' den (nodülün tümünde elastisite var) 5' e kadar (nodülde ve posterior gölgelenmede elastisite yok) olacak şekilde yapıldı.
BULGULAR: 49 benign nodülün 48' inde skor1-3 arası, 7 malign nodülün 5' inde skor 4-5 olarak değerlendirildi (p<0.05). Sensitivite, spesifite, pozitif prediktif değer (PPV) ve negatif prediktif değer (NPV) sırasıyla; %71, %97, %83, %68 olarak hesaplandı. Elastografinin genel gücü (test geçerliliği) %94 olarak tespit edildi.
SONUÇ: Ultrason elastografi, tiroid kanseri ayırıcı tanısında faydalı bir yöntemdir.
OBJECTIVE: The purpose of this study was to evaluate the diagnostic utility of ultrasound elastography
in differentiating benign from malignant thyroid nodules.

METHODS: A total of 52 consecutive patients who were referred for thyroid fine needle aspiration
biopsy were examined in this study. 56 thyroid nodules in these patients were examined by B-mode ultrasound and ultrasound elastography. The final diagnosis was obtained from histologic findings.Tissue stiffness on US elastography was scored from one (greatest elastic strain) to five (no strain).

RESULTS: On real-time ultrasound elastography, 48 of 49 benign nodules had a score of 1 to 3, 5 of 7 malign nodules had a score of 4 to 5 (p<0.05), with sensitivity of 71%, specificity of 97%, a positive predictive value of 83%, and a negative predictive value of 68%.

CONCLUSION: Ultrasound elastography is a usefull imaging technique in the differential
diagnosis of thyroid cancer.


OLGU SUNUMU
5.
Bir çocukta serebellumun disembriyoplastik nöroepiteliyal tümörü
Dysembryoplastic neuroepithelial tumor of cerebellum in a child
Doğan Köse, Erdal Kalkan, Yahya Paksoy, Hatice Toy, Nurcan Üçüncü Ergün, Yavuz Köksal
Sayfalar 27 - 31
Disembriyoplastik nöroepitelyial tümörler (DNT) tipik olarak supratentorial yerleşen benign neoplazmalardır.
Bilinç ve postural tonus kaybı şikayetleri ile bir lokal hastaneye başvuran 12 yaşındaki erkek hasta saptanan serebellar kitlesi nedeniyle hastanemize refere edildi. Hikayesinden benzer şikayetlerinin 3 ve 10 yaşlarında da tekrar ettiği ancak o dönemde pediatric kardiyolog ve pediatric nörolog tarafından yapılan incelemelerde herhangi bir anomaliye rastlanmadığı öğrenildi. Hastanın fizik muayenesi ve rutin laboratuvar tetkikleri normaldi. Serebellumda saptanan kitle total olarak çıkarıldı. Alınan dokunun histopatolojik değerlendirmesi ile hastaya DNT tanısı konuldu. Hasta halen, 5 yıldır, herhangi bir nüks belirtisi olmadan ayaktan takip edilmektedir.
Bu yazıda serebellum yerleşimli DNT’ye sahip bir çocuk vakanın literatürle paylaşılması amaçlanmıştır.
Dysembryoplastic neuroepithelial tumors are benign neoplasms with typical supratentorial location.
12 year old patient, who applied to a local hospital with complaints of loss of consciousness and postural tonus, was referred to our hospital with cerebellar mass diagnosis. According to the anamnesis, similar complaints also appeared when the patient was 3 and 10 years old, however no anomaly was found in the examinations done by pediatric cardiologist and pediatric neurologist in that period. Physical examination and routine laboratory examinations of the patient were normal. The mass identified in the cerebellum was totally removed. The patient was diagnosed as dysembryoplastic neuroepithelial tumor by histopathological evaluation of the tissue. The patient has still been under outpatient follow-up and in complete remission without any evidence of recurrence for 5 years.
In this report a child patient having dysembryoplastic neuroepithelial tumor with cerebellar location is aimed to be shared with the literature.

6.
Lateks alerjili hastada anestezi yönetimi
Anaesthetic management of a patient with latex allergy
Elif Atar Gaygusuz, Sema Öncül, Efe Önen
Sayfalar 32 - 34
Lateks içeren tıbbi ürünler çevremizde ve özellikle de hastane ortamlarında sıklıkla bulunmaktadır. Lateks alerjisi olan hastada genel anestezi yönetimi bilinmektedir ve buna göre yönetilmelidir. Bu olgu sunumunda lateks allerjili bir hastada anestezi yaklaşımımızı sunmayı amaçladık.
Medical products contain latex are present in our environment, especially in the hospital setting. Difficulties in the administration of general anaesthesia to the patients with latex allergy were recognized and managed accordingly. Here we aimed to report our anaesthetic management of a patient with latex allergy.

7.
Atlas Posterior Arkının Parsiyel Defekti; Olgu Sunumu
Partially Defect of Atlas Posterior Arcus; Case Report
Hakan Cebeci, Gökhan Duygulu, Tülay Özer, Soner Şahin
Sayfalar 35 - 38
Atlasın konjenital posterior ark füzyon defektleri nadir saptanan, çoğunlukla asemptomatik gelişimsel anomalilerdir. Bazı olgularda nörolojik semptomlara eşlik etmeleri nedeniyle klinik olarak önemlidir. Bu olgu bildirisinde, acil servise travma nedeniyle başvuran, yapılan radyolojik tetkiklerde atlas sol posterior ark defekti saptanan, 6 yaşında kız hastanın bilgisayarlı tomografi bulgularını literatür bilgileri eşliğinde sunmayı amaçladık.
Congenital posterior fusion defects of atlas are rare and usually asymptomatic developmental anomalies. It is clinically important in some cases because of associated neurological symptoms. In this case report, we aimed to present computed tomography findings of 6 years old girl admitted to emergency room after trauma and detected left posterior arcus defect of atlas in radiological examinations accompanied by literature findings.

DERLEME
8.
Ani İşitme Kaybında Kanıta Dayalı Tedavi
Evidence Based Treatment of Sudden Hearing Loss
Halil Erdem Özel, Selahattin Genç, Fatih Özdoğan, Erkan Esen, Adin Selçuk
Sayfalar 39 - 47
Giriş: Ani işitme kaybı, son üç gün içinde gelişen, art arda üç frekansta, 30 dB ve üzerinde olan, nedeni belirsiz sensörinöral işitme kaybı olarak tanımlamıştır. Ani işitme kaybı tedavisi halen bir araştırma konusudur. Kortikostreoidler, hiperbarik oksijen, vazoaktif ajanlar ve antiviral ilaçlar en çok üzerinde durulan tedavi yaklaşımlarıdır. Birçok çalışmaya göre bütün bu seçenekler işitme üzerinde olumlu etkilere sahip görünmektedir, ancak iyileşme düzeyinin klinik önemi açık değildir. Bu çalışmanın amacı literatürün gözden geçirilmesi ve ani işitme kaybı için kanıta dayalı bir tedaviyi oluşturmaktır.
Gereç ve Yöntemler: Ani işitme kaybı tedavisini konu alan güncel yayınlar gözden geçirilmiştir.
Sonuç: Çalışmalarda belirtilen tedavi uygulamaları arasındaki farklılıklar ve kombine tedavilerin kullanılması sonuçların yorumunu zorlaştırmaktadır. Bunun için ani işitme kaybı etiyolojisini aydınlatmaya yönelik çalışmaların yanı sıra, spesifik hasta grupları üzerinde yapılmış, tek bir tedavi metodunu plasebo ile karşılaştıran randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
Introduction: Sudden hearing loss is defined as a sensorineural hearing deficiency that develops rapidly over a maximum of 3 days, a minimum of 30 dB of hearing deficiency at three adjacent frequencies where clinical assessment fails to reveal a cause. Appropriate treatment in sudden hearing loss is still in search. The more common therapeutic approach involves the use of steroids, hyperbaric oxygen, vasoactive substances and antivirals. Based on the most of the studies, all these options seems to have favorable effects on hearing, but the clinical significance of the level of improvement is not clear. The objective of this paper was to review the literature and develop an evidence-based treatment of sudden hearing loss.
Materials and Methods: Recent studies have been reviewed subject to the treatment of sudden hearing loss.
Conclusion: It is difficult to interprete the results because of the variations in the practice of treatments applied and the use of combined treatments in each study. In addition to efforts to clarify the etiology of sudden hearing loss, randomized controlled trials performed on specific patient groups comparing a single type of treatment versus placebo of sudden hearing loss is needed in order to generate an evidence-based treatment protocol for sudden hearing loss.

LookUs & Online Makale