ISSN : 2147 - 0758 Kocaeli Med J
Kocaeli Tıp Dergisi - Kocaeli Med J: 4 (1)
Cilt: 4  Sayı: 1 - 2015
ARAŞTIRMA MAKALESI
1.
Transvezikal prostatektomi ve transüretral prostatektomi uygulanan hastalarda çıkarılan doku miktarı ile PSA düşüşü arasındaki ilişki
Correlation between the amount of extracted tissue and PSA levels patients treated with transurethral resection of the prostate and transvezical prostatectomy
Emre Can Polat, Levent Ozcan, Alper Otunctemur, Emin Ozbek, Şinasi Yavuz Önol
Sayfalar 1 - 4
GİRİŞ ve AMAÇ: Transvezikal prostatektomi (TVP) ve transuretral prostatektomi (TURP)’ de çıkartılan doku miktarlarıyla PSA düzeylerindeki düşüş arasındaki ilişkinin incelenmeyi amaçladık
YÖNTEM ve GEREÇLER: Patoloji sonuçları adenomyomatoz hiperplazi gelen TVP yapılan 79 hasta ve TUR-P yapılan 135 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların ortalama yaşı TVP grubunda 68.2, TURP grubunda 65.7 idi. Tüm hastalara operasyon öncesi PRM, serumda total ve serbest PSA, TRUS, üroflovmetre ve IPSS yapıldı. Postoperatif 3. ayda PSA tekrar ölçüldü ve total ve serbest PSA değerlerindeki azalma ile rezeke edilen doku miktarı arasındaki korelasyon araştırıldı.
BULGULAR: TVP de prostat dokusunun % 81.4’ ü çıkarılarak total PSA da % 79, serbest PSA da %58 düşüş saptanırken; TURP grubunda prostat dokusunun %52’ si çıkarılarak total PSA da %47, serbest PSA da %42’lik bir düşüş izlenmiştir (p<0.001). Rezeke edilen 1 gr prostat kütlesine karşılık TVP grubunda total PSA’ da 0.145 ng/ml, serbest PSA’ da 0.03 ng/ml azalma; TURP grubunda total PSA’ da 0.103 ng/ml, serbest PSA’ da 0.013 ng/ml azalma bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: BPH nedeniyle TURP yapılan hastalarda, çıkartılan doku miktarına paralel olarak total ve serbest PSA değerlerinde azalma olur.
INTRODUCTION: To investigate the correlation between extracted tissue amount and prostate specific antigen (PSA) decline in patients treated with transvesical prostatectomy (TVP) and transurethral resection of prostate (TURP).
METHODS: A total of 79 patients who underwent TVP and 135 patients who underwent TUR-P with histopathologically, diagnosis of BPH was confirmed were enrolled to the study. The mean age of patients was 68.2 years in TVP group and 65.7 years in TURP group. All patients had DRE, serum total and free PSA, TRUS, uroflowmeter, and IPSS before the operation. In the postoperative 3rd month, the PSA measurement was repeated, and the correlation between the decrease in total and free PSA levels and the amount of tissue resected during the procedure was investigated.
RESULTS: In TVP group mean enucleated prostate volume was 81.4%. The decrease in total and free PSA levels was 79% and 58%, respectively. In TURP group mean resected prostate volume was 52%. The decrease in total and free PSA levels was 47% and 42%, respectively (p<0.001). For 1 g of prostate mass enucleated in TVP group, the total and free PSA levels decreased 0.145 ng/ml and 0.03 ng/ml, respectively. In TURP group for 1 g of prostate mass resected, the total and free PSA levels decreased 0.103 ng/ml and 0.013 ng/ml, respectively.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Total-free PSA levels decrease with the amount of tissue extracted during TURP in BPH patients.

DERLEME
2.
Kronik böbrek hastalarında paratiroid hormon ölçüm sonuçlarına etki eden faktörler
The factors affecting parathyroid hormone measurement results in chronic kidney disease
Buket Kın Tekçe
Sayfalar 5 - 12
Paratiroid hormon (PTH) paratiroid bezden sekrete edilen polipeptid yapıda bir hormondur. PTH serum kalsiyum ve fosfor dengesinin düzenlenmesinde önemli role sahiptir. Kronik böbrek hastalığı (KBH) olan kişilerde böbrek fonksiyonlarındaki azalmaya bağlı olarak kalsiyum ve fosfor dengesi bozulur. Mineral dengesindeki bu bozulma PTH düzeyinde artışa yol açar. KBH’ da PTH ve mineral dengesindeki bozuklukla giden geniş spektrumlu klinik patolojilere kronik böbrek hastalığının mineral ve kemik bozukluğu (KBH-MKB) adı verilir. KBH-MKB’ nun takibinde paratiroid hormon kullanılır. Ancak yapılan çalışmalar PTH sonuçları arasında standardizasyonun olmadığını göstermiştir. PTH sonucunda farklılıklara yol açan nedenler arasında kullanılan metodların farklılığı, serumda bulunan PTH yıkım ürünleri, kişinin Vitamin D durumu, ısı, numune alma ve işlemeye yönelik faktörler sayılabilir. PTH ölçümlerinde sayılan bu faktörlerin standardize edilmesine ihtiyaç vardır. Ayrıca ölçüm yapılan yönteme özgü klinik karar limitlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bunlara ek olarak; PTH ölçüm sonuçları rapor edilirken ölçüm yapılan yöntem, numune alma ve işleme ile ilgili faktörler ve doğru bir referans aralık sonuç raporunda belirtilmelidir. Bu şekilde sonuçların yorumlanmasına ek katkı sağlanabilir. Bu yazıda kronik böbrek hastalarında paratiroid hormon ölçüm sonucunu hastanın kliniği haricinde etkileyecek faktörler irdelenmiş ve PTH ölçüm sonuçlarında değişkenliklere yol açabilecek faktörlerle ilgili güncel bilgi sunulmuştur.
Parathyroid hormone (PTH) is a polypeptide hormone produced and secreted by parathyroid glands, which plays a central role in calcium-phosphorus homeostasis. Calcium and phosphorus metabolism deteriorates in patients with chronic kidney disease (CKD) as a consequence of impairment in renal function. Deterioration in renal functions lead to an increase in serum PTH levels. Wide clinical spectrum pathologies of PTH and mineral metabolism disorders occurred in CKD is so called mineral and bone disorder of CKD (CKD-MBD). CKD-MBD is diagnosed and followed up by measurement of serum PTH. However, PTH assays are not been standardized. Causes of variations in PTH measurements include different methods, PTH derived products in serum, vitamin D level, heat, factors contributing sample obtaining and processing. Therefore, there is need for standardization of PTH measurements. Also assay-specific decision limits are required.The clinical laboratories must inform nephrologists of the actual assay method in use and report any change in methods, sample source, and handling specifications to facilitate an appropriate interpretation of biochemistry data.It clearly shows a large variability among PTH measurement kits and potential limits of this measure. Moreover, the report must indicate the correct reference values. This paper summarizes the current state regarding the PTH measurement in CKD.

3.
Hipogonadotropik hipogonadizm olgularına yaklaşım: infertilite tedavisi ve uzun dönem yönetim
Approach to hypogonadotropic hypogonadism cases: infertility treatment and long-term management
Pınar Solmaz Hasdemir, Hasan Terzi, Semra Oruç Koltan
Sayfalar 13 - 18
Amaç: GnRH veya Gonadotropin yetmezliğine bağlı ortaya çıkan tablo Hipogonadotropik Hipogonadizm (HH) olarak adlandırılır. Bu derlemenin amacı, hipogonadotropik hipogonadizmin ortaya çıkış nedenleri, tanı ve tedavi prensiplerini irdelemektir.
Gereç ve Yöntem: Bu derleme, PubMed ve Scopus bilgi toplama merkezlerine ‘hipogonadotropik hipogonadizm, infertilite, anovulasyon’ anahtar sözcükleri girilerek konu ile ilgili makalelerin toplanıp, elde edilen bilgilerin sistematik olarak özetlenmesi suretiyle elde edilmiştir.
Bulgular: Hipogonadotropik Hipogonadizm’ de hipotalamustan gonadotropin salıverici hormonda (GnRH) azalma veya GnRH uyarısına hipofizin yanıtsız kalması söz konusudur. Anovulasyon görülen kadınların %5-10’ u bu gruba dahildir. Primer ve sekonder olarak iki gruba ayrılır. Primer HH’ de genetik etiyoloji üzerinde durulmaktadır. HH olgularında uygun tanı ve gonadotropin destek tedavisi ile fertilite sağlanabilir.
Sonuç: HH tipik olarak düşük veya uygunsuz gonadotropin seviyelerine bağlı olarak dolaşımdaki sex steroidlerinde düşüklükle karakterizedir. HH’ in dikkatli ve erken tanısı olumsuz fiziksel ve psikolojik sekelleri ortadan kaldırarak normal kemik kitlesinin korunmasına ve fertilitenin restorasyonuna olanak tanır.
Purpose: Hypogonadotropic Hypogonadism (HH) is a condition of GnRH or Gonadotropin deficiency. The aim of this study was consideration of the reasons, mechanisms, diagnosis and management of HH.
Material and Methods: The key words of ‘hypogonadotropic hypogonadism, infertility and anovulation’ entered to PubMed and Scopus database centers. The related articles summarized in this review.
Results: HH is the situation of the lessens of the Gonadotropin Releasing Hormone (GnRH) release from hypothalamus or the inadequate response of the hypophys to the GnRH stimulation. HH comprises 5-10% of the anovulatory women. Two subgrupes defined as primary and secondary types. The genetic basis is important for he primary type. Fertility is possible with proper diagnosis and gonadotropin supportive treatment.
Conclusion: HH is characterised by the low blood levels of sex steroids resulted from the low or improper levels of gonadotropins. Attentive and early diagnosis of HH could prevent the negative psychological and physical sequeles and facilitates the normal bone mass and the restoration of fertility.

EDITÖRE MEKTUP
4.
Sayın Editör: Diyabetik Kronik Böbrek Hastalığında Ortalama Trombosit Hacmi
Erkan Şengül
Sayfalar 19 - 20
Makale Özeti | Tam Metin PDF

OLGU SUNUMU
5.
Rüptüre Olmamış Dev İliyak Arter Anevrizması
Unruptured Giant Iliac Artery Aneurysm
Hakan Parlar, Serpil Mevriye Diler, Doğu Fatih Geyik, Halime Özbek
Sayfalar 21 - 24
Kliniğimize sağ alt kadran ve kasık ağrısının yanı sıra ele gelen kitle şikayeti ile başvuran 85 yaşında erkek hastada sağ ana iliyak arteri tutan rüptüre olmamış dev anevrizma ve her iki ana femoral arteri tutan femoral arter anevrizmasının dacron greft ile cerrahi onarımını sunduk.
In this case report we reported that the patient who was 85-year-old man with pain in the right lower quadrent and groin, as well as presented with a complaint of a palpable mass. We performed surgical repair to the right common iliac artery and bilateral femoral artery aneurysms by using dacron graft.

6.
Taşsız Kolesistitin Nadir Bir Nedeni: Safra Kesesi Tümörü
A Rare cause of acalculous cholecystıtıs: Gallbladder tumor
Fatih Mehmet Yazar, Seyfi Emir, Özgen Arslan Solmaz
Sayfalar 25 - 27
Safra kesesi tümörü gastrointestinal sistemin 5. sıklıkta görülen patolojilerindendir. Genellikle komşu organlara direk yayılım, lokal lenf nodu metastazı ya da yaygın metastatik hastalık şeklinde saptanabilir. 74 yaşındaki kadın hasta semptomatik taşsız kolesistit nedeniyle kolesistektomi ameliyatına alındı. Hastaya, ameliyat sonrası patolojik incelemede safra kesesinin adenokarsinomu tanısı konuldu. Hasta 2. kez ameliyata alınarak radikal kolesistektomi yapıldı.
Hasta şikayetleri ve klinik muayene bulguları nonspesifik olduğundan tanı ve tedavideki altın standart öncelikle şüphelenmektir. Yazımızda safra kesesinde adenokarsinom teşhis edilen bir olgunun, nadir görülmesi nedeniyle tartışılması amaçlandı.
Primary carcinoma of the gallbladder is the fifth most common tumor of the gastrointestinal tract. It is usually detected by directly spreading to adjacent tissues, lymphatic spreading to regional lymphnodes or dissemine metastases. A 74year-old female patient underwent cholecystectomy because of symptomatic acalculous cholecystitis. Postoperative pathologic examination of the specimen led to a diagnosis of adeno carcinoma in the wall of gallbladder. After diagnosis, this patient underwent a second operation, which was a radical cholecystectomy.
Because complaints of the patient and the physical findings are nonspesific, the gold standart in diagnosis and treatment is to be always suspicious about it. In this study, our aim was to discuss adenocarcinoma in gall bladder which is encountered rarely.

7.
Pelvik ve Sakral Yerleşimli Kist Hidatik: Olgu Sunumu
Hydatic Cyst In The Pelvic And Sacral Region: A Case Report
Semra Duran, Mehtap Çavuşoğlu, Eda Elverici, Bülent Sakman, Enis Yüksel
Sayfalar 28 - 33
Hidatik hastalık Echinococcus granulosusun sebep olduğu parazitik bir enfeksiyondur. Türkiye kist hidatik açısından endemik bir bölgedir. Echinococcus kisti en sık karaciğer ve akciğerde yerleşir,ancak vücudun herhangi bir bölgesinde de saptanabilir. Pelvik bölge ve kemik tutulumu nadirdir. Radyolojik yöntemler ile serolojik testlerin kombinasyonu özellikle endemik bölgede yaşayan hastalarda tanıda oldukça yararlıdır. Biz pelvik ağrının nadir bir sebebi olarak kist hidatik saptanan olguyu sunmayı amaçladık.
Hydatid disease is a zoonotik parasitic infection caused by Echinococcus granulosus. Hydatid disease is an endemic disease in Turkey. Echinococcus cyst are found mostly in the liver and lung,but they can be located in any part of the body. Pelvic and bone involvement of echinococcosis is rarely occurs. The combination of radiologic and serologic test especially in patients living in he endemic areas contribute to the diagnosis. We describe a case of hydatid disese as a rare cause of pelvic pain

8.
Meckel Divertikülü için en sık kullanılan yöntem olan Tc-99m Perteknetat Sintigrafisi: Kesin tanı için ne zaman yapılmalı?
Tc-99m Pertechnetate Scintigraphy for Meckel’s Diverticulum is The Most Useful Modality: When Performed for Exact Diagnosis?
Huri Tilla İlçe
Sayfalar 34 - 36
Çocuklarda alt gastrointestinal sistemin en sık kanama nedeni Meckel Divertikülüdür. Tanı için en önemli yöntem klinik bulgular ve Nükleer görüntülemedir. 99mTc perteknetat sintigrafisi diğer deyimle Meckel divertikülü sintigrafisi tanı için kullanılan en önemli noninvaziv yöntemdir. Ancak Meckel divertikülünün mide mukozası içermesi gerekmektedir. Çünkü Meckel divertikülü sintigrafisi mide mukozasının gösterilmesini sağlar. Hastamız 3 yaşında erkek hasta, abondan parlak kırmızı rektal kanama şikayeti ile başvurdu. Hastaya aktif kanama sırasında Meckel divertikülü sintigrafisi yapıldı. İnceleme sırasında aralıklı lumen içi aktif kanama izlendi. Sintigrafik inceleme aktif kanama sırasında yapıldığında mide mukozası ve aktif kanama gösterilebilir.

Anahtar Kelimeler: Meckel Divertikülü, Meckel divertikülü sintigrafisi, aktif kanama
The most common cause of massive lower gastrointestinal hemorrhage is Meckel’s diverticulum in children. Clinical examination and nuclear imagine are main topics for diagnosis. 99mTc pertechnetate scintiscan, or so-called Meckel’s scan is the best noninvasive method used to diagnosis this condition when heterotopic gastric mucosa is present. Because Meckel’s scan is used for detecting gastric mucosa. We described the case of 3 years old boy, complained with abundan bright rectal bleeding. Meckel’s divericulum scintigraphy was made during active bleeding. Intermittant intraluminal extravasation was seen during procedure. Scintigraphic study should been performed during active bleeding. So ectopic gastric mucosa and active bleeding should be shown.
Key Words: Meckel’s diverticulum, Meckel’s scan, active bleeding

9.
İnkarsere Fıtık Kesesi İçersinde Plastrone Apandisit: Nadir Bir Amyand Herni Vakası
Plastrone Appendicitis in the Incarcerated Hernia Sac: A Rare Case of Amyand’s Hernia
Ali Çiftçi, Mustafa Celalettin Haksal, Murat Coşkun, Mehmet Özyıldız, Hamdi Taner Turgut, Zehra Boyacıoğlu, Selim Yiğit Yıldız, Murat Burç Yazıcıoğlu, Çağrı Tiryaki
Sayfalar 37 - 39
Herniler en sık kasık bölgesinde bulunur ve inguinal herniler olarak adlandırılır. Herni kesesinin içerisinde sigmoid kolon, çekum, apendix ve omentum başta olmak üzere çeşitli karın içi organlar bulunabilir. İlk olarak 1735 yılında Claudius Amyand tarafından tarif edilen amyand herni, fıtık kesesi içersinde apendix vermiformisin bulunduğu nadir görülen bir durumdur. Genellikle sağ inguinal herni nedeniyle operasyona alınan hastalarda intraoperatif olarak tanınır. Kasık fıtıkları içersinde % 1 oranında ve erkeklerde daha sık görülür. Biz bu olgumuzda inkarsere sağ inguinal herni nedeniyle operasyona alınan ve fıtık kesesi içersinde blastrone apendisit saptadığımız hastayı literatür bilgileri ışığında sunmayı amaçladık.
Hernias most commonly occur in the inguinal area and it is named as inguinal hernia. The sac of an inguinal hernia may contain intraabdominal organ such as the sigmoid colon, cecum, omentum and the appendix. An Amyand’s hernia, was first reported by Claudius Amyand in 1735, is a rare occurrence where the vermiform appendix is found in an inguinal hernia sac. It is most commonly found intra-operatively during a right-sided inguinal hernia repair. The incidence of an Amyand’s Hernia is 1% of inguinal hernias occurring most often in male patients. We present a case of incarcerated right inguinal hernia containing the plastrone appendicitis and we review the literature on this rare condition.

LookUs & Online Makale