ISSN : 2147 - 0758 Kocaeli Med J
Kocaeli Tıp Dergisi - Kocaeli Med J: 3 (1)
Cilt: 3  Sayı: 1 - 2014
ARAŞTIRMA MAKALESI
1.
Gebelerde akut apandisit: klinik deneyimimiz
Acute appendicitis during pregnancy: clinical experience
Çağrı Tiryaki, Mustafa Celalettin Haksal, Hamdi Taner Turgut, Mehmet Özyıldız, Murat Coşkun, Ali Çiftçi, Murat Burç Yazıcıoğlu, Selim Yiğit Yıldız
Sayfalar 1 - 5
AMAÇ: Gebelikte nonobstetrik nedenlerle en sık cerrahi girişim gerektiren cerrahi hastalık akut apandisittir. Bizde kliniğimizde akut apandisit nedeniyle ameliyat ettiğimiz 10 vakayı literatür altında irdelemeyi amaçladık.

YÖNTEMLER: Kliniğimizde Şubat 2009-Aralık 2012 arasında apandektomi uygulanmış 10 gebe hastanın bilgileri retrospektif olarak incelendi.

BULGULAR: Çalışmaya alınan 10 hastanın hastanemize başvuru nedeni karın ağrısı idi. 9 hastamızda ağrı sağ alt kadranda iken, 32 haftalık gebeliği olan 1 hastada ağrı sağ üst kadranda lokalize idi. 8 hastaya preoperatif dönemde ultrasonografi yapıldı ve 5’ine(%62.5) sonografik olarak akut apandisit tanısı kondu. Ultrason incelenmesinin negatif olduğu 3 hasta ise fizik muayene bulgularına göre ameliyat edildi. 7 hastada patoloji raporu ‘’Apendiks inflame, ödemli’’ 1 hastada ise ‘’Apendiks nekroze ve gangrene’’ olarak geldi. Ultrasonografi yapılmayan 2 hastanın patoloji sonucu ise normal olarak rapor edildi.

SONUÇ: Gebe hastalarda akut apandisit tanısı zor olmakla beraber cerrah, jinekolog ve radyologların multidisipliner yaklaşımları tedavideki gecikmeleri, dolayısıyla maternal ve fetal mortalite ve morbiditeyi azaltacağı kanaatindeyiz.


OBJECTIVE: Acute appendicitis is the most frequent nonobstetric disease which requires surgery during pregnancy. We intend to explicate 10 cases who get surgery due to acute apendicitis in our clinic.

METHODS: Clinical features of 10 pregnant patients admitted to our hospital between February 2009 - December 2012 were analyzed retrospectively
RESULTS: Abdominal pain was the reason for admission to hospital of 10 patients included in study. Abdominal pain was localized to right lower quadrant in our 9 patient, right upper quadrant in one patient with 32 week pregnancy. Abdominal ultrasound examination was performed to 8 patient preoperatively and 5 of them (%62.5) diagnosed as acute appendicitis. 3 patients who were not diagnosed as acute appendicitis by ultrasound imaging, got surgery due to pain in physical examination. Pathologic diagnosis was “appendicitis with inflammation and edema” in 7 patients and “appendicitis with necrosis and gangrene” in 1 patient. Pathologic diagnosis was normal in 2 patients who has not underwent ultrasonic examination.

CONCLUSION: We thought that even though acute appendicitis is difficult to diagnose during pregnancy, multidisciplinary aproach of surgeon, gynocologist and radiologist may decrease delay at treatment by the way decrease maternal and fetal motality and morbility rate.



2.
Varikoselektominin sperm kalitesi ve doğurganlığa etkisi: 240 hastanın retrospektif incelemesi
The effect of varicocelectomy on sperm quality and fertility: a retrospective analysis of 240 patients
Kürşat Çeçen, Mert Ali Karadağ, Ramazan Kocaaslan, Ömer Erkam Arslan, Aslan Demir, Tayyar Alp Özkan
Sayfalar 6 - 10
AMAÇ: İnfertil erkeklerde varikoselin cerrahi olarak düzeltilmesinden sonraki geç dönemde spermiogram değerlerine ve fertiliteye katkısını belirlemek için hastalar retrospektif olarak araştırıldı.
YÖNTEMLER: Çalışmamızda Ocak 2004-Haziran 2012 yılları arasında Kars Devlet Hastanesi ve Kars Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde infertilite nedeniyle ameliyat yöntemine bakılmaksızın varikoselektomi yapılan ve kayıtlarına ulaşılan 240 hasta retrospektif olarak tarandı. Spermiogram ve doppler USG incelemesi olan ve tıbbi kayıtlarına ulaşılan 148 hasta çalışmaya dahil edildi. 46 hastanın medikal kayıtlarına ulaşılamadı, onlar da telefonla aranarak fertilizasyon durumları soruldu ve yeni bir semen analizi yaptırmak üzere kliniğimize davet edildi. Varikoselektomi yapılıp eşi gebe kalan ancak düşükle sonlanan çiftler fertil olarak kabul edildi.
BULGULAR: Hastaların ameliyat yaşları 19-38 arasında olup, yaş ortalamaları 29.3 olarak hesaplandı. Preoperatif semen analizinde, hastaların %70.6' sında (n: 131) oligospermi, %22.4' ünde (n: 43) oligoastenospermi ve %7' sinde (n: 14) oligoastenoteratozoospermi mevcuttu. Hastaların 125’ inin (%64.7) postoperatif spermiogram tetkiklerinde, WHO kriterlerine göre sperm konsantrasyonu, motilitesi veya morfolojisinin en az birinde artış saptandı. 80 çiftte (%41.1) varikoselektomi sonrasında ek bir tedavi ve yardımcı üreme tekniği kullanılmadan gebelik gerçekleştiği öğrenildi.
SONUÇ: Biz çalışmamızda, infertil hastaların sperm parametrelerinde ve spontan gebelik oranında artış saptadık. Varikoseli olan infertil hastalara varikoselektomiyi tavsiye etmekteyiz.
OBJECTIVE: In our study, we retrospectively analysed the effect of surgical varicocele repair on sperm analysis and fertility status of infertile patients in the late period.
METHODS: We retrospectively searched the records of 240 patients who underwent surgical varicocele repair between January 2004 and June 2012 in Kars State Hospital and Kafkas University Faculty of Medicine. 148 patients with obtained full medical records, sperm analysis and doppler ultrasonography were included in the study. We could not reach the postoperative data of 46 patients and they were asked current status of fertility on the phone and invited to our department for new semen analysis. Couples whose pregnancies resulted with abortions after varicocele repair were accepted as fertile.
RESULTS: The mean age of the patients was 29.3 years ranging between 19 and 38 years old. Preoperative sperm analysis showed oligospermia, oligoasthenospermia and oligoasthenoteratozoospermia in 70.6%, 22.4% and 7% of cases, respectively. Postoperative semen anlaysis revealed improvements in at least one of sperm concentration, motility and morphology in 125 patients according to the WHO criteria and 80 of couples had spontaneous fertilization after varicocelectomy without any requirement of assisted reproductive techniques.
CONCLUSION: Our study showed increase in parameters of semen analyses and spontaneous pregnancies in patients after varicocelectomy. We advise varicocelectomy to the infertile cases with varicoceles.

3.
2220 sünnet olgusunda uzman doktorların komplikasyonlarının incelenmesi
Evaluation about complications of specialists in 2220 circumcision cases
Kürşat Çeçen, Ramazan Kocaaslan, Mert Ali Karadağ, Aslan Demir, Oğuz Özden Cebeci, Mehmet Uslu
Sayfalar 11 - 14
AMAÇ: Hastane şartlarında uzman doktorların yaptığı sünnetlerin komplikasyon oranlarının saptanmasıdır.
YÖNTEMLER: 2004-2012 yılları arasında Kars Devlet Hastanesi, Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Kars Özel Bioanaliz Polikliniği ve Kars Özel Şifa Polikliniğinde 0-19 yaşları arasındaki 2220 hastaya Üroloji ve Genel Cerrahi Uzmanları tarafından dorsal-ventral slit ve eksizyon tekniği uygulanarak sünnet yapıldı. Sünnet sonrası oluşan komplikasyonlar retrospektif olarak değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Çalışmamızda komplikasyon oranı %3.3 olup, kanama %1.65 oranı ile ilk sırayı alırken, sırasıyla enfeksiyon %1.2, yetersiz sünnet % 0.25, anesteziye bağlı komplikasyonlar %0.20 olara saptanmıştır. Ayrıca bir hastada inklizyon kisti oluşmuştur.
SONUÇ: Sünnet cerrahi bir işlem olup, hastane şartlarında ve işin uzmanı hekimler tarafından yapıldığında ciddi komplikasyonlar büyük oranda azalmaktadır.
OBJECTIVE: Our aim is to evaluate the complication rates of circumcisions performed by specialists in the hospitals.
METHODS: 2220 patients with the ages ranging between 0 and 19 years old were circumcised by urologists and general surgeons in Kars State Hospital, Kafkas University Faculty of Medicine, Kars Private Bioanaliz and Şifa outpatient clinics between June 2004 and September 2012. Dorsal ventral slit and excision technique was preferred for all patients. The procedures were performed in hospitals with obeying the surgical sterilization rules.
RESULTS: The overall complication rate was 3.3%; bleeding was the most common one with a rate of 1.65%, infection in 1.2%, inadequate excision in 0.25% and complications related with anesthesia in 0.2%. Bleeding complications were not serious and only 11 cases (0.49%) required re-intervention under local anesthesia, of these, hemorhagic diatesis was found in 4. İnfection that threatened the life of the patient was not observed.
CONCLUSION: Circumcision is a surgical modality. It had rules to be obeyed like the other surgical modalities and a technique. Serious complications are very rare, if deferred to these rules and performed by specialists in the hospitals’ conditions. We advise to investigate the patients for hemorhagic diatesis prior to circumcision. Key words: circumcision, complications

4.
Sağlık çalışanlarının Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı hakkında bilgi düzeyi ve tutumları
Knowledge level and attitude of health care workers about Crimean-Congo hemorrhagic fever
Ayşe İnci, Suat Erus
Sayfalar 15 - 18
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı Artvin ilinde sağlık çalışanlarının Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA)Hastalığı hakkında bilgi düzeyi ve tutumlarının değerlendirilmesidir.
YÖNTEMLER: Katılımcılara KKKA konusunda bilgi ve tutumlarını belirlemeye yönelik anket uygulanmıştır.
BULGULAR: Katılımcıların % 58.6’sı KKKA ilgili yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünüyordu. Yapılan anket sonucunda sağlık çalışanlarının KKKA’nın klinik bulguları konusunda bilgi düzeyinin yüksek olduğu ancak laboratuvar bulguları hakkında bilgi düzeylerinin yeterli olmadığı görülmüştür.
SONUÇ: KKKA hakkında eğitimlerin özellikle hastalığın sık görüldüğü bölgelerde sağlık çalışanları için önemli olduğunu düşünmekteyiz.
OBJECTIVE: In this study,it was aimed to investigate the level of knowledge and attitudes of healty care workers about Crimean-Congo haemorrhagic fever (CCHF) in Artvin.
METHODS: Data on knowledge and attitude of health care workers about CCHF was collected with a questionnaire.
RESULTS: Of the participants 58.6% thought they had sufficient knowledge about the CCHF. When the questionnaires were evaluated, it was seen that health care personnel have a high level of knowledge about clinical and findings of CCHF but not have enough knowledge about laboratory findings.
CONCLUSION: Education about KKKA is necessary for Health Care Worker especially in the epidemic region.

OLGU SUNUMU
5.
Devam eden aspirin tedavisine rağmen yerleştirilmesinden 10 yıl sonra çıplak metal stentin oldukça geç trombozu
Very late thrombosis of a bare metal stent despite ongoing aspirin therapy after 10 years of implantation
Tolga Aksu, Mine Durukan, Ümit Guray
Sayfalar 19 - 21
Çok geç stent trombozu ilaç kaplı stentlerin iyi bilinen bir komplikasyonudur. Çıplak metal stent ile ilişkili bilinen geç stent trombozu riski çok düşüktür. Bu vakada çıplak metal stentin çok geç trombozuna (>10 yıl) bağlı akut inferiyor miyokard infarktüsü tanısı konulan 60 yaşında bir erkek hastayı sunduk. İntrakoroner trombüs aspirasyonu yapıldı ve koroner arterden trombüsün temizlenmesi ile TIMI 3 akım elde edildi. Çok geç stent trombozu çıplak metal stentlerin çok nadir bir komplikasyonudur. Bu vaka ile biz devam eden aspirin tedavisine rağmen çıplak metal stent ile çok geç stent trombozu olasılığını vurgulamak istedik.
Very late stent thrombosis is a well-known complication of drug eluting stents. The recognized risk of late stent thrombosis associated with bare metal stents is too low. In this report, we present a 60 year old male patient who had an acute inferior myocardial infarction due to very late thrombosis (>10 years) of a bare metal stent. Intracoronary thrombus aspiration was performed and thrombus was extracted from the coronary artery with subsequent restoration of TIMI 3 distal flow. Very late stent thrombosis is an extremely rare complication of bare metal stents. With this case report we would like to emphasize the possibility of very late stent thrombosis with bare metal stent despite ongoing aspirin therapy.

6.
Benign prostat hiperplazili bir hastada üreteral stent takılması sonrası üreter taşının spontan retrograd böbreğe migrasyonu: bir olgu sunumu
Spontaneous retrograde migration of a ureteral stone into the kidney after insertion of a double j stent in a patient with benign prostatic hyperplasia: a case report
Kürşat Çeçen, Ramazan Kocaaslan, Aslan Demir, Mert Ali Karadağ, Mehmet Uslu, Erkam Aslan
Sayfalar 22 - 25
Üreter taşları acilde sık rastlanan bir durumdur. Tedavide obstrüksiyonu acil gidermek için double-J kateter konabilir. Double-J kateter takılırken ya da üreterorenoskopik litotripsi yapılırken taş ya da parçaları retrograd böbreğe migrasyon olabilir. Ancak spontan retrograd migrasyon nadir bir durumdur. Bu makalede üreter taşına bağlı obstrüktüf üropati ve enfeksiyon gelişen hastaya acil double-J kater koyma işleminden sonra taşın spontan böbreğe retrograd migrasyonundan bahsettik. Benign prostat hiperplazisinin bu olasılığı artırabileceği sonucuna vardık.
Renal colic due to ureteral stones is a common medical situation in the emergency. Double j ureteral stent insertion may lead relief of obstruction. Stones or fragments may migrate to the kidney via retrograde way during insertion of double j stent or ureterorenoscopic lithotripsy. Besides this, spontaneous retrograde migration is an unusual phenomenon. In this article, we reported a case with spontaneous retrograde migration of a ureteral stone which was secondary to the insertion of double j stent for relief of obstructive uropathy and infection. We revealed that benign prostatic hyperplasia (BPH) might increase this probability.

7.
İki olgu eşliğinde tüberküloz epididimit ve literatürün gözden geçirilmesi
Investigation of tuberculous epididymitis together with presentation of two cases in light of the literature
Basri Çakıroğlu, Orhan Dalkılıç, Ramazan Gözüküçük, Lora Ateş, Süleyman Hilmi Aksoy, Yunus Nas
Sayfalar 26 - 29
Tüberküloz epididimit tanısı zor konan ve nadir görülen bir hastalıktır. Mycobacterium tuberculosis enfeksiyonu öncelikle akciğerleri tutar, bu hastaların %10-20’sinde hematojen yayılımla genitoüriner sistem tutulumu izlenir. Genitoüriner tüberküloz erkekte en sık böbrek, prostat ve epididimi etkiler. Akciğer dışı tüberkülozun akciğer tüberkülozuna göre tanı ve tedavisi daha zordur ve çoğunlukla tanı için invaziv girişimler gerekmektedir. Eksizyonel epididim biyopsisinde epididim tüberkülozu saptanan iki hasta olgu olarak sunulmuştur.
Tuberculosis epididymitis is a rare illness of which diagnosis is difficult to made. Mycobacterium tuberculosis infection primarily effects lungs. Genitourinary system tubercolusis occurs via hematogenous spread in % 10 – 20 of these effected patients. Genitourinary tuberculosis mostly effects kidneys, prostate and epididymis in men. Extrapulmonary tuberculosis is difficult to diagnose and treatment is more difficult compared with pulmonary tuberculosis. Mostly invasive procedures are required for diagnosis. Two cases of which are diagnosed as tuberculosis epididymitis in excisional epididiym biopsy are presented here.

DERLEME
8.
Aşırı aktif mesanede farmakoterapiye güncel bakış
Current evaluation of pharmacotherapy for overactive bladder
Orçun Çelik, Mert Ali Karadağ, Murat Akand, Kürşat Çeçen, Aslan Demir, Ramazan Kocaaslan
Sayfalar 30 - 38
Aşırı aktif mesane (AAM) hayat kalitesi üzerine belirgin etkisi olan yaygın bir tıbbi durumdur. Tedavi yaklaşımı davranışsal ve farmakolojiktir. İlk farmakolojik tedavi alternatifi tolerabilitesi, etkinliği ve uzun dönem komplians gibi sınırlayıcı faktörleri olan antikolinerjik ajanlardır. AAM’ nin patofizyolojisinin anlaşılması ve farmakolojik tedavideki alternatif ajan arayışı, bu durumun tedavisi için yeni moleküllerin geliştirilmesini sağlamıştır. Bu moleküllerin antikolinerjik ilaçlarla benzer etkileri olup, yan etkilerinden kaçınmaktadırlar.
Overactive bladder (OAB) is a prevalent condition that has a significant impact on quality of life. The usual treatment approach is both behavioral and pharmacological. The first-line pharmacological treatment commonly utilizes anticholinergic agents, which may be limited by their tolerability, efficacy, and long-term compliance. Developments in elucidating the pathophysiology of OAB and alternative targets for pharmacological therapy have led to newer agents being developed to manage this condition. These agents which have alternate mechanism of action and avoid the anticholinergic side effects.

LookUs & Online Makale